Geçici Anayasa, Kalıcı Sorular!Şam’da bir imza, bütün dengeleri yeniden tartışmaya açtı!

13 Mart 2025 sabahı, Şam’da güneş puslu bir gökyüzünden süzülerek başkentin tarihi yapıları üzerine usulca düşüyordu. Savaşın izlerini hâlâ taşıyan binaların arasında, Meclis binasının önünde olağanüstü bir hareketlilik vardı. Kalabalık bir gazeteci grubu, geçici cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın yapacağı açıklamayı bekliyordu.

Saat tam 10:00’da, Şara ağır adımlarla kürsüye yürüdü. Elindeki dosyayı kaldırıp kameralara gösterdi. “Bu, Suriye’nin geleceğidir,” dedi. Ardından kameraların flaşları eşliğinde Geçici Anayasa Bildirgesi’ni imzaladı. O an salonda bir alkış koptu; dışarıda ise insanlar bu görüntüleri endişeyle izledi. Çünkü bu imza, birçok yeni sorunun da habercisiydi.

Anayasa, Kimler İçin Ne Vadediyor?

Bu geçici anayasa, bir yandan “vatandaşlık temelinde eşitlik” vaadiyle umut aşılıyor. Madde 6’da tüm Suriyelilerin kanun önünde eşit olduğu yazıyor. Fakat bu satırların arasına sıkışan ifadeler, ülkedeki azınlık gruplarını tedirgin ediyor.

Örneğin, Kürtler, bildirgenin “devletin dini İslam’dır” maddesini ayrımcılık olarak görüyor. Çünkü bu madde, dini ve etnik kimliği farklı olan grupların devlette eşit temsilini zorlaştırıyor. Özerklik talepleriyle yıllardır baskılanan Kürt bölgeleri, bu anayasa ile bir kez daha merkezî yapıya bağlanıyor. Rojava’daki yöneticiler bu maddeyi, “kazanımlarımıza yönelik açık bir tehdit” olarak yorumluyor.

Dürziler ve Hristiyanlar, kişisel statü haklarının korunacağı yönündeki maddeyi olumlu karşılasa da, anayasanın genel dini vurgularından rahatsız. Siyasi temsiliyet konusunda herhangi bir güvence verilmemesi, onları da dışarıda bırakılmış hissettiriyor.

Nusayriler, yani yıllardır iktidarın çekirdeğinde yer alan topluluk ise bu geçici metnin Esad sonrası dönemde güç kaybı yaşayacaklarına dair ipuçları barındırdığını düşünüyor. Onlar için bu anayasa, sadece yeni bir dönem değil, aynı zamanda eski bir dönemin kapanışı anlamına geliyor.

Dürziler, Hristiyanlar, Nusayriler için durum gri. Haklar konusunda bazı güvenceler veriliyor; örneğin kişisel statüye ilişkin dini özerklikler. Ancak siyasal temsiliyetin ne ölçüde sağlanacağına dair belirsizlikler, onları da bir kazanımdan çok bir “bekleme odasına” yerleştiriyor.

 

Üniter mi Federatif mi?

Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ve ekibi, bu anayasa ile hem fiili gücünü yasalaştırdı hem de dış dünyaya “Suriye yönetilebilir bir ülke olarak geri dönüyor” mesajı verdi. Üniter yapının korunmasıyla birlikte, Şam’ın ülkenin dört bir yanındaki kontrolü meşrulaştırılmış oldu. Bu, özellikle kuzeydoğudaki Kürt yapılanmalarının özerklik umutlarına indirilen ciddi bir darbe anlamına geliyor.

Anlaşmaya göre, DSG güçleri silahlarını bırakmadan, Suriye ordusunun bir parçası olarak entegre edilecekler. Bu entegrasyonun detayları ve uygulama süreci üzerinde çalışmalar devam ediyor. ​Rojava bölgesi, Kürtlerin belirlediği bir valilik sistemiyle yönetilecek ve Kürtler, Suriye yönetimine bakanlık düzeyinde ortak olacaklar. ​

Bu anlaşma, Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruma çabaları ile Kürtlerin özerklik ve güvenlik talepleri arasında bir denge kurma girişimi olarak görülebilir. DSG’nin silahlarını bırakmadan orduya entegre olması, Kürtlerin kendi bölgelerinin güvenliğinde söz sahibi olmaya devam edeceğini gösteriyor. Ancak, bu durum merkezi yönetimin otoritesi ve ülkenin üniter yapısı açısından bazı soru işaretleri doğuruyor.​

Anayasanın kalbinde yatan temel tercih: merkezi yönetim. Şam’dan yönetilen üniter devlet modeli korunuyor. Anayasa Yazım Komitesi üyesi Ahmed el-Kurbi’nin ifadesiyle:

“Suriye’nin istikrarı için şimdilik merkezî yapı şart. Ancak gelecekte adem-i merkeziyetçilik konuşulacak.”

Yani federasyon isteyen Kürtler ve bazı Arap aşiretleri için bu metin, bir fırsat olmaktan çok, bir kapanış bildirisi. Federasyona giden yolda köprüden önceki son çıkış kaçırılmış olabilir.

Kürtler, 2011’den bu yana elde ettikleri özyönetim kazanımlarının anayasal güvence altına alınmasını bekliyordu. Ancak üniter yapı vurgusu, “Rojava modeli”ni tanımadığı gibi, ileride bunun bastırılabileceğinin de sinyalini veriyor. 

Komşular Ne Diyor?

İran, Şii etkisini yitirmek istemiyor. Bu nedenle anayasanın laikliğe fazla yaslanmamasını olumlu bulsa da, merkezi yapının Nusayrileri tasfiye edebileceği ihtimali Tahran’ı düşündürüyor.

İran, anayasanın dini referanslar taşımasından memnun olsa da, Nusayri elitlerin sistemden dışlanma ihtimali nedeniyle temkinli. İran’ın asıl derdi, Hizbullah ve Şii koridorunun devamlılığı. Bu anayasa, bu konuda doğrudan bir güvence vermiyor, bu nedenle Tahran gelişmeleri temkinli bir iyimserlikle izliyor.

Rusya, asıl derdi istikrar olan bir aktör. Şam’daki otoritenin zayıflamasını istemiyor. Bu anayasa, Moskova için bir geçiş sürecinin hukuki çerçevesi. Ancak federatif bir yapı Rusya için fazla parçalı ve kontrolü zor bir Suriye anlamına gelebilir.

Suriye’de yıllardır sahada askeri olarak varlık gösteren Rusya, bu süreçte hem Şam yönetiminin ayakta kalmasını sağladı hem de anayasa sürecine yön vererek masa başında da etkisini artırdı. Merkezi yapı vurgusu, Rusya’nın “tek muhatap Şam’dır” tezini güçlendiriyor.

İsrail, bu süreci sınır ötesi güvenlik dengeleri açısından izliyor. Özellikle Golan Tepeleri’nin güvenliği, Dürzi topluluğunun hakları ve İran’ın bölgedeki etkisi, Tel Aviv’in radarında.

Türkiye Bu Anayasayı Nasıl Okuyor?

Ankara açısından Suriye’deki her gelişme sadece bir dış politika meselesi değil, aynı zamanda iç güvenlik meselesi. Özellikle sınır ötesinde bir Kürt devleti tehdidi, Türkiye’nin kırmızı çizgisi olmaya devam ediyor. Bu nedenle geçici anayasanın aşağıdaki unsurları Ankara tarafından dikkatle incelendi:

Türkiye, özellikle Kürt özerkliğine kapı aralayacak her girişimi tehdit olarak görüyor. Ankara, bu anayasanın federatif yapıya geçişi kesin biçimde reddetmesini kendi çıkarlarına uygun buluyor. Ancak bu durum, Türkiye’nin Suriye Kürtleriyle diplomatik ilişkiler geliştirmesinin de önünü kapatıyor.

  1. Üniter Yapının Korunması: Ankara için en olumlu başlık bu. Türkiye, federatif bir Suriye’nin kaçınılmaz olarak kuzeydoğuda özerk bir Kürt bölgesine yol açacağını düşünüyor. Üniter yapının anayasal düzeyde teyit edilmesi, bu endişeyi şimdilik ortadan kaldırıyor.
  2. PYD/YPG’ye Kapalı Dil: Anayasada Kürt oluşumlara yönelik doğrudan bir atıf yapılmaması, Ankara açısından olumlu. Türkiye, bu yapıları PKK’nın uzantısı olarak gördüğü için, herhangi bir anayasal tanınma ya da özerklik önerisini doğrudan ulusal güvenliğe tehdit sayıyor.
  3. Mülteciler ve Geri Dönüş Süreci: Ankara’nın asıl beklentisi, anayasa sürecinin güvenli geri dönüşleri teşvik edecek bir yapıya kavuşması. Ancak bildirgede bu konuda net bir taahhüt bulunmuyor. Suriyelilerin güvenli, onurlu ve gönüllü geri dönüşü için hukuki bir çerçeve hâlâ eksik.
  4. Türkmenlerin Durumu: Ankara, Türkmen topluluğunun temsil edilmesini istiyor. Ancak geçici anayasa, bu konuda somut bir adım atmıyor. Türkmenlerin siyasi ve kültürel temsili, kalıcı anayasa sürecine kalmış görünüyor.
  5. Siyasi Geçişin Doğası: Ankara, Esad rejiminin tamamen dışlanması gerektiğini savunuyordu. Ancak el-Şara ve onun uzlaşı hükümeti, rejimin devamı niteliğinde. Bu durum, Türkiye’nin “Suriye halkının iradesiyle kurulmuş yeni yönetim” beklentisini karşılamıyor.
  6. Suriye Hükümeti: Geçici hükümet oluşumunda Türkiye’nin çok daha proaktif bir rol üstlendiği gözlenmişti. Özellikle bazı bakanlıklarda eğitimini Türkiye’de almış, uzun yıllar Türkiye’nin siyasi tecrübesinin şemsiyesi altında yetişmiş kişilerin görev alması dikkat çekmişti. Lakin yeni oluşan kabinede Türkiye’nin bu hassasiyetlerini önemseyen ve dikkate alan kabine içerisinde bir tane Türk kimliğine ait kabine üyesinin bulunmaması, yeniden inşa sürecindeki Suriye’de Türkiye etkisinden daha ziyade farklı odakların ön plana çıktığını düşündüren gelişmeler de yaşanıyor.  

13 Mart’ta atılan imza, Şam’da “yeni bir başlangıç” olarak lanse edilse de, bölgesel okumalar çok daha karmaşık. Her aktör bu metni kendi lehine okuyor; kimi umutla, kimi kuşkuyla, kimi ise açık tepkiyle…

Suriye, önümüzdeki beş yılı bu geçici anayasa çerçevesinde geçirecek. Bu süreçte seçimler yapılacak, kalıcı anayasa tartışmaları başlayacak. Ancak bugün atılan imza, hem içeride hem dışarıda birçok grubu rahatsız etti. Herkesin ortak endişesi: “Bu anayasa, gerçekten tüm Suriye’yi kapsıyor mu?”

Şam’da atılan imza, savaşın külleri arasından doğan yeni bir ülke vaadi olabilir. Ama aynı zamanda, üzeri örtülmüş çatışmaların yeni bir fitilini de yakmış olabilir.

Ama herkesin aklındaki asıl soru şu: Bu sürecin kazananı kim?

Exit mobile version