Milli ve Manevi Mücadelede Son Kale

Türkiye, tarih boyunca büyük medeniyetlerin beşiği olmuş, köklü bir geçmişe sahip bir ülkedir. Bu topraklarda yaşayan milletin kimliği, milli ve manevi değerlerle yoğrulmuş, kültürel mirasını asırlardır muhafaza etmiştir. Ancak günümüzde bu değerler, modernleşme adı altında aşındırılmaya çalışılmaktadır.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana modernleşme ve Batılılaşma süreci, zaman zaman milletin öz değerlerinden kopmasına neden olmuştur. Son yıllarda, modernist anlayışın dayatılmasıyla milli ve manevi kimliğin zayıflatıldığı görülmektedir. Türkiye’nin geleceğini şekillendiren siyasi irade, yalnızca ekonomik ve siyasi değil, aynı zamanda kimlik ve değer mücadelesiyle de karşı karşıyadır.

Bu noktada, Türkiye’nin milli ve manevi kimliğini savunan iki siyasi hareket öne çıkmaktadır: Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP). Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti, muhafazakâr demokrat kimliğiyle bu toprakların özüne uygun politikalar üretmiş, milletin sesi olmuştur. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise milliyetçi muhafazakâr bir anlayışla milli birlik ve beraberliği koruma noktasında kararlı bir duruş sergilemektedir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo nettir: Bir yanda, milletin köklerine bağlı kalarak güçlü bir devlet ve toplum inşasını savunanlar; diğer yanda, Batı’nın dayatmalarını merkeze alan, milli değerleri ikinci plana itenler… Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı, temsil ettiği ideolojik yapı gereği, muhafazakâr ve milliyetçi toplum inşasına karşı bir duruş sergilemektedir. Bu anlayış, milletin birlik ve beraberliğini zedeleyebilecek bir dönüşüm riski taşımaktadır.

Özellikle küreselleşmenin etkisiyle, kültürel asimilasyon ve yabancı ideolojilerin topluma giderek daha fazla nüfuz ettiğini görüyoruz. Batı’nın bireyselleşmeyi ve sekülerleşmeyi teşvik eden politikaları, Türkiye’nin köklü kültürel yapısıyla ne kadar uyumludur? Kültürel bağları zayıflatılan toplumlar, zaman içinde milli birliklerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırlar. Bu nedenle mesele, yalnızca siyasi bir rekabet değil, aynı zamanda bir medeniyet mücadelesidir.

Türkiye, tarih boyunca milli ve manevi değerlerine sahip çıkan bir milletin omuzlarında yükselmiştir. Milletin iradesi, öz benliğine sahip çıkan, vatanın ve milletin çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bir anlayışı desteklemeye devam edecektir. Bugün milli ve manevi değerleri savunmak, sadece bir siyasi duruş değil, aynı zamanda bir varoluş mücadelesidir.

Tarih boyunca milletlerin çöküşüne neden olan en büyük etkenlerden biri, kimlik ve değer erozyonudur. Türkiye, bu hataya düşmemeli; geçmişinden aldığı güçle, milli ve manevi duruşunu koruyarak geleceğe yön vermelidir. Vakit, milli ve manevi değerlerimize sahip çıkma vaktidir. Türkiye’nin yarınları, bugün verilen mücadelenin sonucunda şekillenecektir.

 

Exit mobile version