Papa’nın göreve geldikten sonra gerçekleştirdiği ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yapması, uluslararası ilişkiler literatüründe “sembolik diplomasi” kavramına textbook niteliğinde bir örnek olarak kaydedilmelidir. Zira Papa’nın bir ülkeye ilk ziyaret tercihi, Vatikan’ın o ülkeye ilişkin uzun vadeli stratejik konumlandırmasını gösteren en yüksek düzeyde politik işarettir. Diplomasi tarihçileri tarafından “first visit effect” olarak tanımlanan bu durum, devletlerin yumuşak güç kapasitesinin küresel algı üzerindeki etkisine işaret eder. Joseph Nye’ın kavramsallaştırdığı soft power teorisine göre, bir devletin kültürel, dini ve tarihsel sermayesi, uluslararası alanda etki üretme kapasitesinin en önemli belirleyicilerindendir.
Papa’nın Türkiye ziyaretine eşlik eden detaylar ise bu teorinin sahadaki somut karşılığını oluşturdu. Cumhurbaşkanı’nın Millet Kütüphanesi’ni basın açıklamasının mekânı olarak seçmesi, bir yandan Türkiye’nin entelektüel özgüvenini görünür kılarken, öte yandan modern devlet aklının “bilgi ve medeniyet” ekseninde konumlandığını vurgulayan ince bir sembolik jestti. Kütüphanelerin tarih boyunca devletlerin hafıza ve kimlik inşasında üstlendiği rol, Peter Burke ve François Hartog gibi hafıza teorisyenlerinin çalışmalarında geniş biçimde ele alınır. Bu bağlamda Türkiye’nin mesajı nettir: “Biz kendimizi medeniyet mirasımız üzerinden tanımlarız ve uluslararası ilişkilerde kültürel derinlik iddiasıyla hareket ederiz.”
Ziyarette icra edilen ve İslam’a davet eden ilahiler ise din, diplomasi ve estetik arasındaki kadim bağın modern bir yansımasıydı. Diplomasi literatüründe “civilizational signaling” olarak adlandırılan bu yöntem, bir devletin kendi kimliği üzerinden küresel aktörlere mesaj vermesi anlamına gelir. Türkiye’nin bu tercihi, “kimliğimizden geri adım atmaksızın evrensel dünyanın parçasıyız” söylemini ritmik bir şekilde görünür kılmıştır.
Papa’nın İznik ziyaretinin önemi ise hem teolojik hem tarihsel hem de kültürel derinlik taşır. İznik, Birinci ve İkinci Ekümenik Konsillerin merkezi olarak Hristiyan dünyanın doktrin tarihinde belirleyici bir yere sahiptir. Akademik literatürde “Christianity’s early urban hubs” olarak tanımlanan bu kentlerin büyük bölümü bugün Ortadoğu ve Anadolu coğrafyasında yer almaktadır. Papa’nın İznik’e gitmesi, Türkiye’nin yalnızca Müslüman dünyaya değil, Hristiyan medeniyetine ait köklerin de doğal sahibi olduğunu gösteren çarpıcı bir semboldür. Bu, Türkiye’nin dünya kamuoyuna “biz sadece bir ülke değiliz; farklı inançların tarihsel hafızasını barındıran bir medeniyet kavşağıyız” şeklinde okunan güçlü bir mesajdır.
Haftanın diğer önemli gelişmesi ise uluslararası siyasetin vicdan boyutunu spor üzerinden görünür kılan bir karardı. Gazze’de binlerce masumun öldürüldüğü, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin raporlarında “ciddi insan hakları ihlalleri” ve “muhtemel savaş suçları” kategorisinde değerlendirilen eylemlerin yoğun şekilde sürdüğü bir dönemde, Coca-Cola’nın İsrail’e verdiği açık destek kamuoyunda haklı tepkilere yol açmıştı. Şirketin Türkiye’deki dört büyük futbol kulübüne sponsorluk teklifinde bulunması, ekonomik çıkarlarla ahlaki tutum arasındaki gerilimi bir kez daha gündeme taşıdı.
Bu noktada Trabzonspor Başkanı’nın, Gazze’de öldürülen çocuklara ve sivillere işaret ederek sponsorluk teklifini reddetmesi; spor sosyolojisi açısından “etik karar alma” literatürüne örnek gösterilebilecek nitelikte bir duruştur. Bourdieu’nun spor alanını toplumsal habitus’un bir parçası olarak değerlendiren yaklaşımı düşünüldüğünde, Trabzonspor’un kararı sadece ekonomik değil, kültürel bir kimlik tercihi olarak da okunmalıdır. Türkiye’nin vicdan merkezli dış politika çizgisiyle paralellik taşıyan bu duruş, toplumsal hafızada güçlü bir yer edindi ve geniş kesimlerin takdirini kazandı.
Bütün bu gelişmeler, Türkiye’nin aynı hafta içinde hem diplomatik hem kültürel hem de insani ölçeklerde verdiği mesajların ortak bir matrise oturduğunu göstermektedir. Bu matris, Türkiye’nin uluslararası arenada sadece bir devlet olarak değil, medeniyet iddiası olan bir aktör olarak yükseldiğini ortaya koymaktadır. Papa’nın Türkiye’ye yönelen sembolik yakınlığı, Cumhurbaşkanı’nın kimlik ve medeniyet eksenli diplomatik mesajları, İznik’in evrensel tarih içindeki görünürlüğü ve Trabzonspor’un Gazze merkezli vicdani tavrı, bütüncül bir resmin parçalarıdır.
O resmin adı şudur:
Türkiye, insanlığın aklı ile vicdanının buluştuğu bir anlam merkezidir.
[1] Bu bilgiler, BM İnsan Hakları Konseyi raporlarında yer alan genel nitelikli değerlendirmelere dayanmaktadır.