Menü Haberler - Artı5TV
Muhammed Al

Muhammed Al

Tarih: 05.03.2026 17:35

İran Krizi ve Değişen Küresel Dengeler

Facebook Twitter Linked-in

Orta Doğu bir kez daha dünya siyasetinin merkezine oturdu. İran, İsrail ve ABD arasında yükselen gerilim yalnızca bölgesel bir askeri kriz değil; aynı zamanda küresel siyasi dengeleri, enerji piyasalarını ve uluslararası ekonomiyi doğrudan etkileyen bir gelişmeye dönüşmüş durumda. Bu gerilimin nasıl sonuçlanacağı ise yalnızca bölgeyi değil, Avrupa’dan Asya’ya kadar tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor.

Bugün en önemli sorulardan biri, bu savaşın hangi yöne evrileceği. Mevcut askeri ve siyasi dengeler, tarafların tam ölçekli bir savaştan ziyade kontrollü ve sınırlı çatışmaları tercih ettiğini gösteriyor. Ancak Orta Doğu’nun karmaşık güvenlik yapısı, vekil güçlerin varlığı ve kırılgan bölgesel ittifaklar, gerilimin daha geniş bir savaşa dönüşme riskini de sürekli canlı tutuyor.

ABD ve İsrail açısından en çok tartışılan konulardan biri İran’da rejim değişikliği ihtimali. Ancak İran’ın güçlü devlet yapısı, geniş güvenlik aygıtı ve bölgesel nüfuzu göz önüne alındığında, dış müdahaleyle hızlı bir rejim değişikliği gerçekleştirmek oldukça zor bir hedef olarak değerlendiriliyor. İran yalnızca askeri kapasitesiyle değil, Irak, Suriye ve Lübnan’daki stratejik etki alanıyla da önemli bir jeopolitik derinliğe sahip.

Öte yandan İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği ve birçok uluslararası çevre tarafından katliam ve gayri insani saldırılar olarak nitelendirilen operasyonlar, dünya kamuoyunda ciddi bir tepkiye yol açtı. Gazze’de yaşanan sivil kayıplar ve büyük yıkım, İsrail’e yönelik küresel eleştirileri artırırken, Washington yönetiminin İsrail’e verdiği güçlü siyasi ve askeri destek de ABD’nin uluslararası imajını zorlayan bir unsur haline geldi. Özellikle küresel güney ülkelerinde ABD’ye yönelik eleştirilerin yükseldiği görülüyor.

Peki İran bu krizden güçlü çıkabilir mi? İran’ın en büyük avantajlarından biri, uzun yıllardır yaptırımlar altında yaşayan bir ülke olarak dayanıklılık geliştirmiş olmasıdır. Ayrıca İran’ın asimetrik savaş stratejileri ve bölgesel müttefik ağları, ülkeye farklı alanlarda hareket kabiliyeti sağlıyor. Bununla birlikte İran ekonomisinin kırılganlığı ve iç siyasi baskılar da göz ardı edilemez. Bu nedenle İran için “başarı”, çoğu analist açısından statükoyu koruyabilmek anlamına gelebilir.

Küresel güçlerin tutumu da denklemin önemli bir parçasını oluşturuyor. Çin ve Rusya, İran ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini sürdürse de doğrudan askeri müdahaleden kaçınan bir politika izliyor. Her iki ülke de daha çok diplomatik destek, enerji ticareti ve uluslararası platformlarda siyasi denge kurma yoluyla İran’a dolaylı destek vermeyi tercih ediyor.

Körfez ülkeleri açısından ise tablo giderek daha kırılgan bir hâl alıyor. İran’ın bölgedeki ABD üslerini hedef alan saldırıları ve gerilimin Körfez’e taşınması, bu ülkelerin uzun yıllardır oluşturduğu güven ve istikrar algısını ciddi biçimde sarstı. Artan güvenlik riskleri yalnızca askeri dengeleri değil, aynı zamanda enerji altyapısını da tehdit ediyor. Petrol üretim tesisleri ve enerji lojistiğinde oluşabilecek hasarlar, bölgenin üretim kapasitesini etkileyebilir. Böyle bir senaryoda Körfez ekonomilerinin toparlanması ve yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesi uzun zaman alabilir.

Savaşın ekonomik etkileri ise şimdiden hissedilmeye başladı. Avrupa’da enerji fiyatlarının hızla yükselmesi, Orta Doğu’daki istikrarsızlığın küresel enerji piyasalarına ne kadar duyarlı olduğunu bir kez daha gösterdi. Enerji maliyetlerinin uzun süre yüksek kalması durumunda Avrupa ekonomisinde enflasyon baskısı artabilir ve büyüme yavaşlayabilir. Bu durum yalnızca Avrupa’yı değil, küresel ekonomiyi etkileyebilecek yeni dalgalanmaların habercisi olabilir.

Türkiye ise bu krizin ortasında farklı ve kritik bir konumda bulunuyor. Savaşa doğrudan taraf olmayan ve diplomatik kanalları açık tutabilen nadir ülkelerden biri olarak Türkiye, bölgesel istikrar açısından önemli bir aktör olmayı sürdürüyor. Enerji yolları, ticaret hatları ve diplomatik ilişkiler açısından stratejik bir jeopolitik konuma sahip olan Türkiye için bu süreç hem riskler hem de yeni fırsatlar barındırıyor.

Sonuç olarak İran merkezli gerilim yalnızca bir askeri çatışma değil; aynı zamanda küresel güç dengelerini, enerji piyasalarını ve uluslararası ekonomiyi yeniden şekillendiren bir süreçtir. Bu krizin nasıl sonuçlanacağı ise büyük ölçüde tarafların gerilimi ne kadar kontrol altında tutabileceğine bağlı olacaktır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —