Emre Turan

Tarih: 19.02.2026 22:32

Maddedeki Hayalet: Kendimizi Nerede Kaybettik?

Facebook Twitter Linked-in

Peki, neden atamıyoruz? 

Neden bu sessiz tanıkları sırtımızda birer yük gibi taşımaya devam ediyoruz? 

Çünkü bir nesneyi kapı dışarı etmek, o nesneyle mühürlenmiş olan varlığımızın da silineceği korkusunu doğuruyor. 

Eşyayı kendimizle karıştırıyoruz. Kontrol yanılsaması yaşayıp ve korkularımıza renk ve şekil vermeye çalışıyoruz. O masanın sadece bir odun yığını, o telefonun sadece birkaç devreden ibaret olduğunu kabul etmek, aslında kendi geçiciliğimizi, kendi faniliğimizi çıplak bir biçimde kabul etmektir.

Eşyaya tutunmak, bize sahte bir kontrol hissi verir. Yalnızlığımızı nesnelerle kalabalıklaştırır, içimizdeki varoluşsal yarıkları maddeyle yamamaya çalışırız. Kaybetme korkumuzu "sahip olma" sarhoşluğuyla uyuştururuz. 

Ama unutmamalıyız; eşya bizi tanımlamaz; sadece kuşatır.

Biz o eşyalar yokken de vardık. Onlar parçalanıp toprağa karıştığında da var olmaya devam edeceğiz. Bir nesneye veda etmek, yaşanmış bir anıya ihanet etmek değildir; aksine, o anıyı maddenin dar hapishanesinden kurtarıp zihnin genişliğine bırakmaktır. 

Özgürlük, bırakabildiğin kadardır. İnsan, sahip olduklarının toplamı değil, vazgeçebildiklerinin bakiyesidir. Eğer bir nesneye bakıp "Bu benim" diyorsanız, dikkat edin; o nesne çoktan size "Sen benimsin" demiştir. 

Sahip olduğunuzu sandığınız her şey, gün gelir size sahip olmaya başlar. Gerçek varoluş, maddedeki o sahte hayaleti kovduğumuz anda, eşyaların bekçiliğinden istifa ettiğimizde başlar. 

Bizler bu dünyadan sadece geçen, yanına bir iğne bile alamayacak olan yolcularız.

Bir eşyayı serbest bıraktığınızda avucunuzda kalan o tuhaf hafiflik, aslında en büyük korkunuzla yüzleştiğiniz andır: Saf bir boşluk.

Nesnelerin gürültüsü kesildiğinde, anıların o plastik koruma kutuları kırıldığında, geriye yalnızca "siz" kalırsınız. 

Boşluktan korkmayın. Çünkü o boşluk, aslında her şeye sahip olduğunuz yegâne yerdir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —