Menü Haberler - Artı5TV
Kübra Yılmaz

Kübra Yılmaz

Tarih: 19.03.2026 22:13

Koşarken Unuttuğumuz Hayatın Hikâyesi

Facebook Twitter Linked-in

Merhaba değerli artı5tv okurları,
Ben Kübra Yılmaz. Bugün bu köşede sizlerle ilk kez buluşuyorum. İlk yazı heyecanı başka bir şey ama bu satırların bir hastane odasının soğuk koridorlarında, kemoterapi ünitesinin bekleme salonunda şekillenmesi de ayrı bir hikâye.

Mübarek Ramazan’ı geride bıraktık. Bayramın ilk gününde, belki de hayatımın en sarsıcı ama en öğretici günlerinde kalemimi elime aldım.

Bu satırlar bir hastanenin onkoloji bölümünde dökülmeye başladı kalemimden. Ekranda ismi yazan kalabalıktan sadece birisi annem. Yaşına rağmen benden çok daha neşeli kahkahalar saçan annemin tebessümünü bile çok nadir görür oldum. Tam 3 ay önce aldığı ilk kemoterapiyle neşe hücreleri de kansere mağlup olmaya başladı sanki.

Dışarda akan şaşalı bir hayat var. Ama bekleme salonundakiler için hayat, soğuğa teslim olmuş akarsu gibi. Kimsenin acelesi yok. Suyun donmuş üst tabakası, gökyüzünün sonsuz gerçekliğine ayna tutuyor.

İşte ben de en az o su kadar soğuk duvarların ardında beklerken, gökyüzünü görmeye çalıştığım buz tabakasında kendi yansımamı buldum. Aylar sonra ilk kez kendi içime bakma fırsatı buldum. Hırçın bir akarsu gibi akan hayatım, kemoterapi günlerinde anneme refakat ederken akreple yelkovanın kıskacından sıyrılıp kendimle konuşmama fırsat veriyordu. Yazmaya başlamaya da tam olarak bu sularda yüzerken karar verdim.

Annem içerde tedavi alırken ben de bekleme odasında yazarak, hayata kısa bir es vererek şifalanıyordum.

Bence sistemin durup nefes almaya izin vermediği, maraton koşar gibi yaşadığımız hayatlarımızda hepimizin durup hayatına bir dışardan bakması lazım.

Bu yazıyı okuyan herkesi, yolu dipsiz bir kuyu gibi kendi içine çeken hastane koridorlarına düşmeden, arada bir kendini bulacağı inzivalara davet ediyorum.

‘Hadi’ kelimesinin rafa kalkacağı, yetişmek uğruna kastığımız omuzlarımızı serbest bırakacağımız, termosumuza sıcak çayımızı alıp bir bankta otururken bahar rüzgârını tenimizde hissedeceğimiz tefekkür anlarına daha çok alan açalım.
 Bize bir kez bahşedilen bu ömrü, o küçük anları saatin ‘tik tak’ yankılarına kurban etmeden yaşayalım.

Bu ilk yazım ve huzurlarınızda kendime sözümdür:
Hayatı daha çok hissedeceğim her anı fırsat bilip onu tüketilecek bir zaman dilimi değil, dokunulacak bir hakikat olarak yaşayacağım.

Ve eğer bir gün yine unutur da hayatın akışına kapılırsam, bu satırlar kulağıma şunu fısıldasın:
 “Gelecekte ‘şunu da halledeyim’ diye erteleyip ziyan ettiğin her anı geri almak için pişman olmak istemiyorsan şimdi dön ve bu yazıyı tekrar oku.”

Ramazan’da kazandığımız güzellikleri inşallah bayramda ve sonrasında da yaşatmaya devam ederiz.

Bu vesileyle Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bana bu güzel ailede yer verdiğiniz için teşekkür ediyorum.
Bir sonraki yazıda buluşmak üzere…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —