“Ahlak yoksunluğu, insanlık tarihi kadar eski bir meseledir; ancak güya medeniyetin boylanıp soylandığı bu çağda, ahlaksızlığın bu denli dağları tırmandığı başka bir dönem neredeyse yoktur.**
Güya medeni olan Batı’nın medeni arzularına kurban edilmiş hayatlar; karanlık dosyalar…
Doymak bilmeyen benlikleri uğruna dünyayı perişan etmeleri yetmiyormuş gibi, azgınlıklarını katlayıp çığırından çıkmış; insan yiyen zombiler bunlar. Güzel gördükleri her şeyi kirleten bu zihniyet, masum çocuklar üzerinden tüyler ürperten tuzaklarla doluymuş meğer.
Bilemiyorum… Daha fazla yara almaması için uğraşıp durduğumuz hayatlarımız ne kadar güvenli?
Sanmayın ki bu kirli oyunlar sadece bizim çağımıza ait. Bilakis insanoğlu, çok evvelden zulmün menbaı; onu besleyip büyüteni olmuştur.
Dünyanın yakasından bir türlü düşüremediği bulaşık bir zihniyet türü bu. Elinin değmediği hane, kokusunun sinmediği sokak başı kaldı mı, bilmem.
Bazen şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum:
Neden yok olmuyorlar?
Tam o anda Rabbimin ayeti geliyor aklıma:
“İnkâr edenler, kendilerine mühlet vermemizin kendileri için hayırlı olduğunu sanmasın. Biz onlara, sadece günahlarını artırmaları için mühlet veriyoruz; onlar için alçaltıcı bir azap vardır.”
(Âl-i İmrân Suresi, 178. ayet)
Aklımızın ve hayalimizin alamayacağı azapları daha da şiddetlensin diye, başıboş bırakılmış gibiler.
Bize bulaşmadığı için şükrettiğimiz; ama maruz kaldıklarını bildiğimiz onca canın acısını ne yapacağız şimdi?
Dünyadaki tüm zulümlerin çığlıklarını kulaklarımız duysaydı, dayanabilir miydik?
Onca acının, onca haksızlığın intikamı alınacak mı?
Bunca masum hayatların hesabı sorulacak mı?
Dünyada bilmem… Ama ahirette sorulacağı kesin.
Hayrından da şerrinden de emin olamadığımız bir çağda yaşıyoruz.
Böylesine güvensiz bir ortamda, tırnağına zarar gelmesin diye sarıp sarmaladığımız emanetleri; nasıl olur da hayatın bu acımasız ve güvensiz akışına bırakırız?
Biliyorum.
Yaralı kalbin, gözümüzün gördüğü; kulağımızın işittiği, kalbimize dokunuyor çünkü. Bu sebeptendir ki kalbimizin, bunca yükün ve zulmün karşısında sıkışması.
Tüm bu sorunlara ve acayipliklere somut bir çözüm bulamasak da, kendime söyleyip bir nebze olsun ferahladığım o birkaç cümleyi sana da söylemek istiyorum:
Yaslanacak bir liman arıyorsan, İslamiyet’in gölgesine sığın.
Yeteri kadar yıpranan hayatlarımızı onarmak için, önce kendi bahçendeki çiçekleri sulamakla başla işe.
Çünkü biliyorum ki senin çiçeklerin güzelleşirse; önce ona bakan gözler, sonra kalpler ve yavaş yavaş tüm dünya iyileşir.
Ve biliyorum ki hepimizi bu amansız vebadan kurtaracak olan, yalnızca olmazları oldurandır Allah’tır.