Nusret Çiçek

Tarih: 07.02.2026 18:08

Kadını Ve Çocuğu Katledilen Bir Ülke Olduk!

Facebook Twitter Linked-in

Günümüzün magazin sorunu hâline gelen kadın ve bebek cinayetleri, her türlü kirliliğe hürriyet tanıyan kutsanmış demokrasi anlayışının çarpıklığıdır.
Bu Antik Yunan tezgâhından düzgünü çıkmaz.

Cumhuriyeti ithal mantığı ile kuranlar öyle istemişlerdi, öyle oldu.
Kimse kimsenin özel yaşantısına karışamayacakmış.
Karışmıyor amma ortalık karışıyor…

Karnındaki çocuk ona ait değil mi? İsterse doğurur, isterse çöpe atar!

Gazze’de çocukları diri diri toprağa gömen İsrail vahşeti neyse, çöplüklere atılan, tandırlarda yakılan bebeklerin dramı da aynıdır.
Vahşetin milliyeti olmaz.

Beynimize laiklik çivisi saplanınca mahremi, ayıbı kalmayan bir toplum olduk.
Yüzsüzlük prim ediyor.

Evlenme çağındaki kız ve erkekler bekâr evlerinde bir arada kaldıkları hâlde soran eden yok. Hoşgörülü çağdaş analar babalar salmışlar ortalığa.

Ankara’da Bahçelievler’e yakın oturuyorum. Hacettepe, ODTÜ, Bilkent’te okuyan öğrencilerin yoğun olduğu bir semt. Bazıları “arkadaş” diye aynı evlerde kalınca, demokrasinin kirliliğe tanımış olduğu hürriyeti yaşamış oluyorlar.

Kuralına göre, bekâr da olsa evli de olsa yedekte sevgilisi olacak…

Televizyon ekranlarındaki sorumsuz aile dizilerini de işin içine katarsak, giderek toplumun ar damarının yırtılmakta olduğunu görürüz.

Kirli çamaşırlar ortalıklarda; sevgi, saygı diye bir şey kalmadı.
Karı koca karşı karşıya.
Anne baba evlat karşı karşıya…
Sevgililerin yüzleşmesi…

Sanat desen sanat değil, bilim desen bilim değil. Çağdaşlık adı altında karanlık bir odağın aile yapısına yönelik saldırısı.
Bakın işte böyle oluyor, siz de yapabilirsiniz.
Dürtü, teşvik, kışkırtma, özendirme.

Gayrimeşruluk geçerli, günah işlemek moda…

Eski sevgili – yeni sevgili adı altında öldürülen kadın sayısı yıllara göre:
2021’de 280,
2022’de 334,
2023’te 315,
2024 yılında 394,
2025 yılında 391.

Bu acı yaraya bakan yok, karışan yok.

RTÜK denilen kurumun da gözü arızalı, kulağı sağır; görmüyor, duymuyor.

Benim zamanımda Ankara’da tek bir aile mahkemesi (Asliye Hukuk) varken şu anda otuz bir oldu. Hâkimler yine de yetiştiremiyorlar.

Manevî derinliği olmayan evlilikler pamuk ipliği ile tutturulmuş. Çoğunun yedek sevgilisi var ya; en ufak bir tartışmada, “Haydi boşanalım.”
Vahim olan, boşanmalar genelde cinayetle sonuçlanıyor. Ortada kalan çocuklar geleceğin en büyük sorunu.

1976… 

Özentinin tırmanmaya başladığı yıllar.

Adalet Bakanlığı’nın tıkanan giderlerini ne yaptıysak açamıyorduk. Görev icabı sorumluluk benim üzerimdeydi. Zorunlu olarak lavaboları, tuvaletleri, yemekhaneyi kapatınca bakan dâhil tuvalet ihtiyacı yakındaki Yargıtay binasından gideriliyordu.

Bakanlığın ana akışına yol üzerindeki lagardan girmek zorunda kalmıştık. Çetin bir işti. Cumartesi iş makinelerini yığmıştım oraya. Cadde üzerindeki lagarın beton kapağını kaldırınca ne görelim; suyun üzerinde kedi yavrusu büyüklüğünde yüzen çocuk cesetleri… Hukuk diliyle ceninler. Az da değildi. Doğurmuşlar, tuvaletlere atmışlar.

Ziyaretime gelen zamanın Ankara suçüstü savcısı rahmetli Mehmet İçağasıoğlu’na konuyu söylediğimde yüzünü ekşiterek, “Aman ben duymamış olayım; soruşturmaya girişirsem yer yerinden oynar,” demişti.

Açtığımız ana lagara Yargıtay, Başbakanlık, Millî Eğitim Bakanlığı kanalları bağlıydı. Çoklarının hanımı, kızı o kurumlarda çalıştığı için zan, şüphe uyandırmasın diye kimselere duyurmadan kapatınca bir devre mahsus günah çukuru kaynadı gitti…

Aradan kaç yıl geçti. Bugün gayrimeşruluk had safhada.

Ne diyorlar? “Bu yaşantımızı Atatürk’e borçluyuz.”
Onun çağdaş eseri…

Yunan’ı patates çuvalları gibi denize dökünce kazanımlarımız!

Daha yeni…

Isparta’da ortaokulun tuvaletlerine kamera yerleştiren okul müdürü görevden alınmış. Demek oluyor ki bir şeyler bilmiş olan müdür, takip için tuvaletlere kamera yerleştirmiş. Çocuklar ortaokul seviyesinde; tuvaletlerinde kameralar…

Fransa’da hastalık yayılmasın diye lise çağındakilerin tuvaletlerine bakanlık prezervatif koyuyormuş. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron uygulamayı, “Bu küçük bir korunma devrimi,” şeklinde açıkladı.

O gavur aklı ya, bizim aklımız!

Kemalizm’in taklit ettiği ülke Fransa.

Böyle giderse ondan da beter olur muyuz diye düşünüyorum.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —