Almanya’da hükümet ortaklarının verdiği tepkiler ise bu sınavdan henüz net bir sonuç çıkmadığını gösteriyor. Asıl soru artık Venezuela değil: Uluslararası hukuk gerçekten bağlayıcı mı, yoksa sadece güçsüzler için mi geçerli?
Almanya kendisini uzun yıllardır “kurallara dayalı uluslararası düzenin” savunucusu olarak tanımlıyor. Bu, II. Dünya Savaşı sonrası inşa edilen Alman dış politikasının temel direklerinden biri. Ancak bu ilke, yalnızca kâğıt üzerinde kaldığında anlamını yitirir.
Başbakan Merz’in “hukuki durum karmaşık” ifadesi, hukuki bir tespitten çok siyasi bir kaçınma olarak okunuyor. Oysa uluslararası hukuk karmaşık olabilir ama bazı temel ilkeler nettir:
Bir devletin toprak bütünlüğü ve egemenliği, açık bir BM yetkisi ya da meşru savunma hali olmadan ihlal edilemez.
Hukukçuların büyük çoğunluğu bu noktada netken, Almanya’nın yürütme organının muğlaklığı, ülkenin kendisini nereye konumlandırmak istediği sorusunu gündeme getiriyor:
Hukukun tarafında mı, yoksa müttefiklerin gölgesinde mi?
Bu soruyu abartı olarak görmek kolay, ancak tarih bize tam tersini söylüyor. Uluslararası hukuk bir kez esnetildiğinde, emsal oluşturur.
“Bu lider gayrimeşruydu”, “Bu rejim otoriterdi”, “Bu ülke tehdit oluşturuyordu” gerekçeleri yeni değil; Irak’ta, Libya’da ve başka yerlerde de kullanıldı.
Eğer bugün Venezuela için sessiz kalınırsa, yarın benzer bir gerekçeyle bir Avrupa ülkesi hedef alındığında hangi ilkeye dayanarak itiraz edilecektir?
Hukuk seçici uygulanıyorsa, artık hukuk değil, jeopolitik tercih vardır.
Jan van Aken’in uyarısı bu yüzden ciddiye alınmalıdır: Büyük güçlerin komşularını “etki alanı” olarak görmeye başladığı bir dünyada, Avrupa’nın güvenliği de hukuki normların gücüne bağlıdır.
Belki de en kritik soru budur. Almanya ve Avrupa Birliği, ABD’den açık ve yazılı bir şekilde BM Şartı’na bağlılık teyidi istemeliydi. Bu, ABD karşıtlığı değil; tam tersine, müttefikler arası ilişkinin hukuki zeminde tutulmasıdır.
Sessizlik ise fiili bir kabullenme anlamına gelir. Bugün “zamana ihtiyacımız var” demek, yarın bu müdahalenin fiilen meşrulaşmasına kapı aralayabilir.
Uluslararası hukuk, ancak güçlüler de ona uyduğunda anlamlıdır. Bugün Venezuela’da olan biten, sadece Latin Amerika’nın değil, Avrupa’nın gelecekteki güvenlik mimarisinin de provasıdır.
Almanya hâlâ doğru yerde durma şansına sahip. Ama bu, “karmaşıklık” söylemiyle değil, açık ve net bir ilkeyle mümkündür:
Hukuk, müttefiklikten önce gelir.
Aksi halde yarın bir başka ülkede, bir başka gerekçeyle aynı sahneyi izlerken şu soruyu sormak zorunda kalabiliriz:
“Biz buna neden zamanında ses çıkarmadık?”