Dilek Yıldırım

Tarih: 02.01.2026 19:37

Empatiyi En Son Ne Zaman Hatırladık?

Facebook Twitter Linked-in

Sabah aceleyle çıkılan evler, yarım içilmiş çaylar, çantaya atılıp unutulan duygular… Gün boyu bir yerlere yetişiyoruz ama birbirimize varamıyoruz. Aynı sokaktan geçiyor, aynı sınıfta oturuyor, aynı asansöre biniyoruz. Yan yanayız ama kalplerimiz birbirine uzak.

İşte empati, tam da bu uzaklıkta kayboluyor.

Çünkü durmuyoruz. Bakmıyoruz. Hissetmiyoruz.
Göz göze gelmemek için ekrana sığınıyor, duymamak için kulaklığın sesini biraz daha açıyoruz. Bir selam gereksiz, bir tebessüm fazlalık gibi geliyor. Hayat hızlandıkça, insan silikleşiyor.

Oysa empati aceleyi sevmez.
Empati durmayı ister.
Bir anlığına yavaşlamayı, karşındakini yalnızca “karşındaki” olarak değil; bir hayat, bir hikâye, bir yük olarak görebilmeyi…

Empatiyi en çok nerede kaybettiğimizi biliyor musunuz?
 Yargılarken.

Dinlemeden karar verdiğimizde…
Tek bir davranıştan koskoca bir insan tanımı çıkardığımızda…

Markette sabırsızlanan yaşlıya, otobüste ağlayan çocuğa, sınıfta sessiz kalan öğrenciye bakıp hemen bir etiket yapıştırıyoruz.
“Huysuz.”
“Şımarık.”
“İlgisiz.”

Çünkü etiketlemek kolaydır.
Anlamaya çalışmak ise cesaret ister.

Oysa kim bilir…
Belki o yaşlı, günlerdir tek kelime konuşmamıştır.
Belki o çocuk, adını koyamadığı bir korkuyla baş etmeye çalışıyordur.
Belki o sessiz öğrenci, görünmediğini hissettiği için içine kapanıyordur.

Empatiyi tam da burada yitiriyoruz:
 Hikâyeyi bilmeden son cümleyi yazdığımız anda.

Bu yüzden empati, özellikle eğitimde vazgeçilmezdir.
Bir sınıfta, bir okul koridorunda, bir öğrencinin bakışında…

Empati sadece söylenenleri dinlemek değildir.
Söylenemeyenleri fark edebilmektir.

Bir çocuğun davranışının arkasındaki duyguyu görebilmek…
Yargılamak yerine anlamaya çalışmak…
“Ne yaptın?”dan önce “Ne yaşıyorsun?” diyebilmek…

Çünkü yargılanmadan anlaşılan bir çocuk, kendini güvende hisseder.
Kendini güvende hisseden bir çocuk ise hayata daha sağlam tutunur.

Empatiyle yaklaşan bir yetişkin, hataya değil çabaya bakar.
Etiketlemez; alan açar.
Susturmaz; dinler.

Ve o çocuk şunu hisseder:
“Beni gören biri var.”

Bu duygu, bazen bütün çözümlerden daha güçlüdür.
Çünkü anlaşılmak, çoğu zaman çözümden önce gelir.

Empatinin olduğu yerde eğitim, sadece bilgi aktarımı olmaktan çıkar.
İnsanı inşa eden bir yolculuğa dönüşür.
Hata korkulacak bir şey olmaktan çıkar, öğrenmenin doğal bir parçası olur.

Zamanla bu çocuklar, yalnızca dinlenen değil; dinlemeyi bilen bireyler haline gelir.
Bir arkadaşının sessizliğini fark eder, bir başkasının gözlerindeki yorgunluğu görür.
Çünkü empatiyle büyüyen bir çocuk, dünyaya tek pencereden bakmaz.

Belki de eğitimin –ve hayatın– en sessiz ama en güçlü kazanımı budur.
Notlarla ölçülmeyen, sınavlarda sorulmayan ama insan olmanın temelini oluşturan bir beceri…

Empati.

Ve unutmayalım:
Empatiyle atılan her küçük adım, yalnızca bir insanın değil, bir toplumun vicdanını büyütür.

Belki bugün biraz yavaşlasak…
Birine bakarken aceleyle hüküm vermesek…
Bir an durup gerçekten dinlesek…

Belki empati, sandığımız kadar uzak değildir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —