Dilek Yıldırım

Tarih: 02.02.2026 01:34

Dislekside Görmezden Gelinen Gerçek!

Facebook Twitter Linked-in

Sevgili okurlarım,

Bugün sizlerle yalnızca bir konuyu değil, kalbimde büyüyen bir duyguyu paylaşmak istiyorum. 15 Eylül’de Artı5 TV’de ilk yazımı kaleme aldığım günü hatırlıyorum da… Biraz heyecan, biraz çekingenlik, ama çokça umut vardı. Sizlerden gelen geri dönüşler, mesajlar, eleştiriler ve destekler bu yolculuğu anlamlı kıldı. Ve bugün, 29 Ocak 2026 itibarıyla Artı5 TV Yazı İşleri Müdürü olarak yine karşınızdayım. Bunun için her birinize gönülden teşekkür ederim.

Şimdi gelin, bugün konuşmak istediğim asıl meseleye birlikte bakalım.

Bir çocuğun dünyayı nasıl gördüğünü hiç gerçekten düşündünüz mü?
Bir harfi, bir şekli, bir yüzü ya da bir hareketi…

Görsel algı, sadece bakmak değildir. Gözlerimizin yakaladığı bilgiyi beynimizin anlamlı bir hikâyeye dönüştürmesidir. Göz “görür”, ama beyin karar verir. İşte bu noktada görsel işlemleme devreye girer. 

Nesneleri ayırt etmek, harfleri tanımak, satırda kaybolmadan okumak, mesafeyi ve yönü algılamak… Bunların hiçbiri tesadüf değildir.

Bir kitap okurken kelimelerin gözünüzde dans ettiğini hayal edin. Spor yaparken topun yönünü bir anlık sezgiyle yakaladığınızı düşünün. Trafikte bir levhayı fark edip doğru kararı vermeniz… Tüm bunlar sessizce çalışan bir görsel sistemin eseridir.

Peki ya bu sistem biraz zorlanıyorsa?

Özellikle disleksili çocuklar için bu süreç çoğu zaman görünmeyen bir mücadeledir. Bir kelimeyi defalarca okumak zorunda kalmaları, satır atlamaları, harfleri karıştırmaları çoğu zaman “dikkatsizlik” ya da “isteksizlik” sanılır. 

Oysa gerçek çok daha derindedir.
Sorun görmekte değil, gördüğünü işlemektedir.

Uzun yıllar disleksi yalnızca “sesleri ayırt edememe” problemi olarak ele alındı. Evet, işitsel algı çok önemli. Ama okuma dediğimiz şey sadece kulağın işi değildir. Göz, beyin ve dikkat aynı anda çalışır. Bu yüzden dislekside sıkça; düzensiz göz hareketleri, görsel dikkat sorunları ve üst düzey görsel işlemleme güçlükleriyle karşılaşırız.

Bir puzzle düşünün…
Parçalar masanın üzerinde dururken anlamsızdır. Ama doğru parçalar doğru yere yerleştiğinde bir bütün ortaya çıkar. 

Görsel algı da böyledir. Dünya parçalar hâlinde gelir, beyin onları anlamlı bir resme dönüştürür.

İşte bu yüzden, disleksili bir çocuğa okuma öğretmeden önce yalnızca harflere değil; nasıl algıladığına bakmak gerekir. İşitsel algı kadar görsel-uzamsal algı da desteklenmelidir. Araştırmalar bize çok net bir şey söylüyor: Disleksi, tek bir nedene indirgenemez; işitsel ve görsel süreçler birlikte ele alınmalıdır.

Burada biz yetişkinlere büyük bir sorumluluk düşüyor. 

Oyunlarla, tekrarlarla, sabırla… Çocuğun dünyayı daha net okumasına yardımcı olabiliriz. Çünkü her çocuk anlaşılmak ister; sadece biraz farklı bir yoldan.

Sevgili okurlarım,
Gözlerimizden beynimize uzanan bu görünmez yolculuk, hayatın tam merkezinde duruyor. Bir çocuğun çizdiği basit bir resimde, sizin okuduğunuz bir kitapta, yürürken takip ettiğiniz bir tabelada… Görsel algı olmadan dünya eksik kalırdı.

Ve şunu unutmayalım:
 Görmek gözle başlar ama anlam, beyinde doğar.
Dislekside görsel işlemleme bu yüzden yalnızca önemli değil, hayati bir rol oynar.

Siz de kendi deneyimlerinizi, gözlemlerinizi ve sorularınızı benimle paylaşabilirsiniz. Bu köşe, yalnızca benim değil; birlikte düşünen, birlikte öğrenen herkesin sesi olsun.
Haydi, dünyayı biraz daha dikkatle ve anlayarak keşfetmeye devam edelim.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —