Menü Haberler - Artı5TV
Dilek Yıldırım

Dilek Yıldırım

Tarih: 25.03.2026 00:52

Göz Teması Kurmayan Çocuklar Bize Ne Anlatıyor?

Facebook Twitter Linked-in

Bayram bitti… Kalabalık sofralar dağıldı, kapılar sustu. O telaşlı ama sıcak günler geride kaldı. Evlerimize sessizlik çöktü.
Peki ya kalplerimize?

O kucaklaşmaların sıcaklığı hâlâ içimizdeyken, şimdi durup düşünmenin tam zamanı.

Bu bayram kaç çocuğun gözlerine gerçekten baktık?
Kaçının sessizliğini fark ettik?
Kaçının “farklı” olduğunu düşünüp bir an duraksadık?

Bugün sizi, alıştığımız bakışların ötesine geçmeye davet ediyorum.
Otizm…
Çoğumuz için sadece bir kelime. Tıbbi bir tanım. Belki duyduğumuzda başımızı sallayıp geçtiğimiz bir kavram.
Ama o kelimenin içinde koca bir hayat var.

Bir çocuğun sessizliği…
Bir annenin iç sesi…
Bir babanın çaresizliği…
Ve görünmeyen bir mücadelenin derin izleri…

Birçok hikâye aynı cümleyle başlar:
“Bir şeyler farklı… ama adını koyamıyorum.”
Bu cümle aslında bir fark edişin ilk çığlığıdır.

Sonra sorular başlar. Araştırmalar, doktor kapıları… Ve en sonunda bir tanı:
Otizm.

O an hayat değişir.
Hayaller yeniden şekillenir, beklentiler yeniden yazılır. Önce inkâr, sonra korku…
Ve en sonunda aynı soru:
“Çocuğum için en iyisini nasıl yapabilirim?”

Otizm spektrum bozukluğu; sosyal iletişimde, etkileşimde ve davranışlarda farklılıklarla kendini gösteren bir durumdur.
Ama şunu asla unutmayalım:
Otizm tek tip değildir.

Her çocuk farklıdır.
Her gelişim yolu kendine özgüdür.
Her hikâye benzersizdir.

Bazı çocuklar göz teması kurmakta zorlanır.
Bazıları konuşmayı geç başlar… ya da hiç konuşmaz.
Bazıları tekrar eden davranışlarla kendini ifade eder.
Ama aynı çocuk, bir melodiyi bir kez duyduğunda ömür boyu unutmayabilir.
Ya da kimsenin fark etmediği bir detayı anında yakalayabilir.

Bu yüzden otizmi sadece “eksiklik” olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Çünkü her farklılık, içinde keşfedilmeyi bekleyen bir güç taşır.

Hayati Nokta: Erken Tanı ve Doğru Destek

Zamanında fark edilen ve doğru destekle ilerleyen bir çocuk, hayatla çok daha güçlü bağlar kurabilir.
İletişim becerileri gelişebilir, sosyal uyumu artabilir.
Ve en önemlisi: kendi potansiyelini ortaya koyabilir.

Bu süreç yalnızca uzmanlarla yürütülen bir eğitim değildir.
Bir çocuğun gelişimi üç temel unsurun uyumuyla şekillenir:

Aile – Öğretmen – Çevre

Aile, bu yolculuğun kalbidir.
Çocuğun en güvende hissettiği, en çok anlaşıldığı yerdir.
Bir annenin sabrı, bir babanın desteği çoğu zaman en etkili terapiden bile güçlü olabilir.

Öğretmen, sürecin rehberidir.
Doğru yöntemlerle çocuğun güçlü yönlerini ortaya çıkarır.
Verilen eğitim, hayatında sessiz ama derin izler bırakır.

Ve çevre…
Belki de en çok ihmal edilen ama en çok ihtiyaç duyulan unsur.
Çünkü bir çocuk ne kadar desteklenirse desteklensin, toplum tarafından anlaşılmıyorsa kendini eksik hisseder.

Oysa mesele eksiklik değil…
Farklılıktır.

Toplum Olarak Öğrenmemiz Gereken Gerçek

Otizmli bireyler “bizim gibi olmak” zorunda değil.
Biz onların dünyasını anlamaya çalışmalıyız.

Bir çocuğun sessizliğini ilgisizlik sanmak ne kadar doğru?
Göz teması kurmamasını umursamazlık olarak görmek?

Belki o çocuk sadece farklı bir iletişim yolu kullanıyordur.
Belki kelimeler yerine davranışlarla anlatıyordur kendini.
Belki dünyayı bizim gördüğümüzden çok daha detaylı ve yoğun algılıyordur.

Bir bakış…
Bir tekrar…
Bir hareket…
Hepsi bir mesajdır.

Yeter ki bakmayı değil görmeyi,
Duymayı değil anlamayı öğrenelim.

Unutmayalım:
Bir çocuğun elini tutmak, onun dünyasına girmekle başlar.
Onu değiştirmeye çalışmakla değil,
Onu olduğu gibi kabul etmekle.

Otizm bir eksiklik değildir.
Bir farklılıktır.
Ve her farklılık doğru yaklaşımla bir değere dönüşebilir.

Bugün bir otizmli çocukla karşılaştığınızda davranışlarına değil,
O davranışların ardındaki dünyaya bakmayı deneyin.

Çünkü bazen en büyük farkındalık,
Farklı olanı değiştirmeye çalışmaktan vazgeçtiğimiz anda başlar.

Ve belki o zaman şunu fark ederiz:
Asıl öğrenmesi gerekenler onlar değil…
Biziz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —