Merhaba sevgili okurlarım,
Dört haftadır birlikte yürüdüğümüz bu yol, beni her yazıda biraz daha derine çağırıyor. Çünkü artık şunu çok net görüyorum: Biz kültür ve sanatı konuşurken aslında bir toplumun kendini nasıl onardığını konuşuyoruz. Bugün bu köşede tam da bu sorunun etrafında durmak istiyorum. Bir toplum kendini nerede iyileştirir?
Bazen bireysel acılar taşırız; bazen toplumsal kırılmalar…
Kimi zaman bir çocuğun sessizliğinde, kimi zaman bir gencin öfkesinde, kimi zaman da bir annenin yorgun bakışlarında saklıdır o yara.
Ama ne ilginçtir ki, iyileşme çoğu zaman büyük söylemlerle değil; küçük, sahici temaslarla başlar. Bir atölyede… Bir sahnede… Bir şiirin ortasında… Bir türkünün en tanıdık yerinde…
Sanat, toplumun kendine koyduğu merhemdir.
Herkes konuşamaz.
Herkes anlatamaz.
Ama herkes hisseder.
Sanat tam da burada devreye girer.
Söylenemeyeni söyler, bastırılanı görünür kılar, yok sayılanı hatırlatır.
Bir resimde suskunluk vardır ama inkâr yoktur.
Bir tiyatro sahnesinde acı vardır ama kaçış yoktur.
Bir şarkıda hüzün vardır ama umut da eksik değildir.
Sanat, kaçtığımız duygularla bizi güvenli bir yerde buluşturur.
Sanat sadece bireyi değil, toplumu da bir arada tutar. Aynı ezgide buluşan kalpler, aynı hikâyede kendini gören insanlar, aynı sahnede birlikte susabilen bir kalabalık…
İşte bu yüzden kültür ve sanat, en güçlü dayanışma biçimlerinden biridir.
Sessizdir ama etkilidir.
Yumuşaktır ama kalıcıdır.
Bir toplum, en çok ortak duygularını kaybettiğinde yoksullaşır.
Bugün unutmamız çok kolay.
Geçiyoruz, bakmıyoruz, durmuyoruz.
Ama hatırlamak emek ister. Yüzleşme ister. Cesaret ister.
Sanat ve kültür, bize bu cesareti verir.
Kim olduğumuzu…
Nereden geldiğimizi…
Hangi değerlerle ayakta kaldığımızı…
Hatırlayan toplum, dağılmaz.
Bu yazılar bir şey dayatmıyor.
Bir şey öğretmeye de çalışmıyor.
Sadece şunu fısıldıyor:
Dur.
Bak.
Hisset.
Belki bir serginin kapısından içeri girersin.
Belki bir atölyede ellerin ilk kez kirlenir.
Belki bir türkü, hiç beklemediğin bir yerinden yakalar seni.
Ama bil ki, o anda yalnız değilsin.
Çünkü sanat, bizi birbirimize bağlayan en insani bağdır.
Bir toplum kendini; duvarlarla, yasalarla, binalarla değil ruhunu besleyerek korur.
Eğer bir çocuğun gözlerinde ışık yanıyorsa, bir genç üretmekten vazgeçmiyorsa, bir kadın emeğini gururla ortaya koyabiliyorsa…
Orada umut vardır.
Sanatla iyileşen bir toplum, geleceğini kaybetmez.
Sanatla kalın. Kültürle nefes alın. Ve unutmayın…
Bazen bir şarkı, bir ülkenin kalbini yeniden attırır.