Nuriye Soyutürk

Tarih: 08.02.2026 16:19

Bir Kültür Nasıl Yaşatılır?

Facebook Twitter Linked-in

Beş haftadır birlikte yürüdüğümüz bu yolda; sanatın iyileştirici gücüne, el emeğinin sessiz bilgeliğine ve kültürün bir toplumu nasıl ayakta tuttuğuna defalarca tanıklık ettik.
Şimdi bu yolculukta bir adım daha atmak istiyorum.Bu kez soru şu: Bir kültür nasıl yaşatılır?

Merhaba sevgili okurlarım,

Kültür çoğu zaman korunması gereken bir “şey” gibi konuşulur. Oysa kültür, bir vitrinde saklanacak kadar kırılgan değil; bir sandığa kilitlenecek kadar da hareketsiz değildir.
Kültür yaşar.
Ve ancak yaşatıldığında var olur.

Günlük Hayatın İçinde Saklı Olan

Kültürü sadece büyük sergilerde, önemli törenlerde, akademik cümlelerde ararsak eksik görürüz. Oysa kültür, en çok gündelik hayatın içindedir.

Bir annenin mutfakta yaptığı yemeği “annesinden böyle öğrenmiş” olması,
Bir ustanın çırağına “elin alışsın” diye sabırla yol göstermesi,
Bir dedenin torununa aynı masalı defalarca anlatması…

Bunların her biri kültürdür.
Sessizdir ama süreklidir.
Gösterişsizdir ama köklüdür.

Kültür, tekrar edildikçe derinleşir.

El Sanatları: Zamana Karşı Bir Söz

El sanatlarıyla ilgili yazarken sık sık “sabır” kelimesine dönüyoruz. Çünkü gerçekten de el emeği, zamanla yapılan bir anlaşmadır. Aceleye gelmez. Kestirme yolu yoktur.

Bir kilim dokunurken her ilmek, sadece desen değil; bir karar, bir duruş, bir dikkat hâlidir.
Bir hat eserinde çizgi kadar boşluk da anlam taşır.
Bir çini deseninde tekrar vardır ama birebir aynılık yoktur.

İşte tam bu noktada el sanatları bize şunu öğretir:
Hızlı olmak değil, doğru olmak kıymetlidir.

Bugünün dünyasında bu, başlı başına bir direniştir.

Aktarılmayan Kültür Eksilir

Bir kültürün en büyük düşmanı yok edilmek değildir; aktarılmamaktır.
Anlatılmayan hikâye unutulur.
Öğretilmeyen motif silinir.
Paylaşılmayan bilgi körelir.

Bu yüzden ustalar, sanatçılar, anlatıcılar, öğreticiler çok kıymetlidir. Ama en az onlar kadar önemli olan bir şey daha vardır: Dinleyenler.

Bir çocuk merak etmiyorsa,
Bir genç dokunmuyorsa,
Bir toplum bakmayı unutmuşsa…

Kültür, yavaş yavaş geri çekilir.

Kültürü yaşatan, yalnızca üretenler değil; sahip çıkanlardır.

Bugünden Yarına Bir Köprü

Beni en çok umutlandıran şey, bugün birçok gencin “eski” denilen şeylere yeni gözlerle bakması. Geleneksel bir tekniği çağdaş bir tasarımla birleştirenler, eski bir hikâyeyi yeni bir dille anlatanlar, unutulmuş bir zanaati yeniden görünür kılanlar…

Bu bir kopuş değil.
Bu bir devam.

Çünkü kültür, aynen insan gibi; değişerek yaşar.
Donarsa kırılır.
Akarsa yol bulur.

Sonunda Şunu Anlıyoruz

Bu yazı dizisi boyunca şunu defalarca hissettik:
Sanat bir süs değildir.
Kültür bir ayrıntı değildir.
El emeği nostalji değildir.

Bunlar bir toplumun hafızasıdır.

Hafızasını kaybeden, yönünü şaşırır.
Hatırlayan ise, yolunu yeniden bulur.

Belki bir gün bir sergide durup uzun uzun bakacağız.
Belki bir atölyenin kapısından içeri gireceğiz.
Belki de sadece bir türküyü, bu kez gerçekten dinleyeceğiz.

Ama ne yaparsak yapalım, şunu unutmayalım:
Kültür yaşatıldıkça güçlenir.
Sanat paylaşıldıkça çoğalır.
Ve bir toplum, ruhuna sahip çıktığı sürece dağılmaz.

Sanatla kalın.
Kültürle nefes alın.
Ve size “dur” dedirten o anları ertelemeyin.

Çünkü bazen bir duruş, bir milleti geleceğe taşır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —