O, yalnızca bir şair değildi. Türk milletinin sevdalısı, Türkçenin sancaktarı, gönüllere işleyen bir hatipti. Konuştuğunda dinlememek mümkün değildi; kürsüleri hakkıyla dolduran, sözün hakkını veren bir edebiyat eriydi. Üniversite yıllarında Namık Kemal’in “Osmanlı’nın gerilemesi, dilinbozukluğundandır.” sözünden aldığı ilhamla ömrünü okumaya, öğrenmeye, kelime dağarcığını geliştirmeye adadı. Ve o günden sonra dil davasını millet davasının temeline koydu.
Çünkü bilirdi ki:
“Dilini kaybeden, kimliğini kaybeder; kimliğini kaybeden millet olmaktan çıkar.”
Bâkiler, bir ömür Türkçenin sancaktarlığını yaptı. Türkçeyi yalnızca kelimelerin toplamı değil; vatanın, imanın, tarihin, kültürün ve aşkın özü olarak gördü. Bizlere hep şu hakikati haykırdı:
“Türkçe ağzımızdaki ana sütü gibidir. Onu kaybedersek, bütün değerlerimizi kaybederiz.”
Onun için şiir, bir süs değil; milletin nabzını tutan bir damardı. “Gerçek şair sokakta olmalı, sokağın nabzını tutmalı.” derdi. İşte bu yüzden Anadolu’yu karış karış gezdi, her gittiği yerde insanına hem Türkçe’yi hem Türk’ün büyüklüğünü anlattı.
Şiirlerinde bir yanda Anadolu’nun taşına toprağına sevdalı bir yürek vardı; öte yanda Bakü’nün, Karabağ’ın, Üsküp’ün, Kosova’nın sızısı… Türkistan Türkistan, Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamar derken gözyaşlarını mürekkebine karıştırdı.
Bâkiler’in kalemi yalnızca dava ve idealle sınırlı değildi; aynı zamanda içli, duygu yüklü bir aşkı da barındırıyordu. “Bilmem ki Nesin” şiirinde dile gelen o yangın, o hasret ve o teslimiyet; aslında onun bütün şiirlerinde millet sevgisiyle birleşiyordu.
Onun şiirinde Arif Nihat’ın ihtişamı, Necip Fazıl’ın derinliği, Nihal Atsız’ın idealizmi, Osman Yüksel Serdengeçti’nin mücadele ruhu vardı. Ama asıl önemlisi, bütün bu tesirleri kendi şahsiyetinde eritip özgün bir edebiyat damarı açmayı başarmasıydı.
Yavuz Bülent Bâkiler, yalnızca bir şair değil; kalemiyle milletinin hafızasını diri tutan, diliyle bir medeniyetin kalbini koruyan bir dava eri idi. O, Türk dünyasının sesi oldu; Türkiye’nin sınırlarını aşarak gönül coğrafyamızı kucakladı. Ve bizlere şu vasiyeti bıraktı:
“Türkçe, Türk milletinin namusudur. O namusu korumak hepimizin borcudur.”
Bugün işte bu yüzden yalnızca bir şairi değil; Türkçeyi, Türkistan’ı, edebiyatı ve şiiri öksüz bırakan bir çınarı kaybettik.
Ama bilinsin ki, Yavuz Bülent Bâkiler’in kalemi hâlâ yaşıyor. Onun dizeleri, kitapları, belgeselleri, konferansları ve gönüllerde bıraktığı iz, bu milleti uyandırmaya devam edecek. Çünkü Yavuz Bülent Bâkiler, kalemiyle sadece yazmadı; bir milletin hafızasını inşa etti.
O artık aramızda değil. Ama Türkçe’nin her kelimesinde, Türkistan’ın her sızısında, gönlümüzün en derin türküsünde yaşamaya devam edecek.
Mekânın cennet, makamın âlî olsun büyük üstat…
Artık sen, eserlerinle, şiirlerinle ve ardında bıraktığın mücadele ruhuyla Türkçe’de, Türkistan’da, gönüllerde daima kıyamete kadar yaşayacaksın.