Sevgili Artı5TV ailesi, sevgili okurlarım,
Bu yazıyı yazarken içimde tek bir duygu var: Şefkat.
Ama bu kez başkalarına değil… Kendimize.
Uzun zamandır birlikte konuşuyoruz.
Yorulduk dedik, durduk dedik, kendimize dönmekten bahsettik.
Şimdi ise başka bir yerdeyiz: Sabırda.
Çünkü fark ettim ki;
İnsan en çok kendine sabırsız davranıyor.
Bir hedef koyuyoruz.
Hemen olsun istiyoruz.
Bir karar alıyoruz.
Hemen değişelim istiyoruz.
Bir yara alıyoruz.
Hemen iyileşelim istiyoruz.
Ama hayat “hemen”lerle ilerlemiyor.
Bir tohum toprağa düştüğünde ertesi gün çiçek açmaz.
Karanlıkta kalır önce.
Bekler.
Kök salar.
Görünmez ama büyür.
Biz ise kök salma dönemlerimizi başarısızlık sanıyoruz.
Oysa belki de şu an hayatımızın “görünmeyen büyüme” dönemindeyiz.
Bazen iyi hissetmek zaman alır.
Bazen toparlanmak mevsim ister.
Bazen bir kırgınlık, bir hayal kırıklığı içimizde uzun süre kalır.
Ve bu normal.
İyileşmek bir yarış değildir.
Güçlenmek bir hız meselesi değildir.
Kendimize sürekli şunu söylüyoruz:
“Artık atlatmış olmalıydım.”
“Bunu çoktan başarmalıydım.”
“Daha ileride olmalıydım.”
Ama kim belirliyor bu zamanı?
Kim yazdı bu takvimi?
Belki de olmamız gereken yerdeyiz.
Belki de hayat bizi acele ettirmiyor, olgunlaştırıyor.
Bu çağ hız çağı.
Herkes bir yerlere yetişiyor gibi.
Herkes bir şeyleri tamamlamış gibi.
Ama şunu öğrendim:
Yavaş yürüyen de varır.
Hatta bazen yavaş yürüyen, yolu daha iyi görür.
Manzarayı fark eder.
Nefesini duyar.
Kalbini dinler.
Kendi hızımızı kabul etmek, kendimize verdiğimiz en büyük saygıdır.
Başkalarının takvimine göre değil,
kendi iç ritmimize göre yaşamak…
İşte gerçek huzur biraz da burada.
Bir dostumuz hata yaptığında ne diyoruz?
“Olur böyle şeyler.”
“İnsanlık hali.”
“Tekrar denersin.”
Peki ya kendimize?
Neden en küçük hatada kendimizi acımasızca eleştiriyoruz?
Neden içimizdeki ses çoğu zaman bir destekçi değil de bir yargıç?
Belki artık o sesi değiştirme zamanı gelmiştir.
Kendimize şunu söylemeyi deneyelim:
“Elimden geleni yaptım.”
“Şu an bu kadarı yeter.”
“Eksik olabilirim ama değersiz değilim.”
Şefkat, zayıflık değildir.
Şefkat, insanın kendine sunduğu en büyük güçtür.
Eğer hayatının bir döneminde sıkışmış hissediyorsan,
eğer ilerleyemiyor gibi görünüyorsan,
eğer herkes büyürken sen yerinde sayıyormuşsun gibi geliyorsa…
Dur.
Derin bir nefes al.
Belki de sen görünmeyen bir şekilde kök salıyorsun.
Belki de içindeki çiçek, zamanı geldiğinde açacak.
Ve inan bana,
geç açan çiçekler de en az diğerleri kadar güzeldir.
Bu köşede birlikte büyümeye devam ediyoruz.
Acelemiz yok.
Yarışımız yok.
Maskemiz yok.
Sadece gerçekliğimiz var.
Bir sonraki yazımda yeniden buluşana kadar,
kendine biraz daha sabır göster.
Çünkü sen, hızınla değil; kalbinle değerlisin.
Sevgiyle, sabırla, ve yavaşça çiçek açmanın huzuruyla…