Merhaba sevgili okurlarım,
Bugün sizinle hep dilimizde olan ama çoğu zaman derinliğini düşünmediğimiz bir kavramın kalbine inmek istiyorum: sevgi.
Çocuklarımızı sevdiğimizi söylüyoruz. Eşimizi seviyoruz. Ailemizi seviyoruz.
Peki gerçekten neyi kastediyoruz?
Sevgi sadece kalpte hissedilen bir sıcaklık mı?
Yoksa her gün yeniden seçilen bir sorumluluk mu?
Bence sevgi, insanın en çıplak hâlidir. Gösterişsiz ama güçlü. Sessiz ama derin.
Bir annenin gece yarısı uykusuz gözlerle kalkıp çocuğunun üzerine battaniye örtmesi… O anı kimse görmez. Alkış yoktur. Takdir yoktur. Ama o küçük dokunuş, bir çocuğun kalbine şunu fısıldar: “Ben güvendeyim.”
Bir babanın yorgunluğunu saklayıp “Ben hallederim” demesi de böyledir. Belki nasıl çözeceğini bilmiyordur. Belki içinde fırtınalar kopuyordur. Ama ailesinin gözündeki kaygıyı azaltmak için kendi endişesini içine gömer. Çünkü sevgi bazen güçlü görünmektir. Vazgeçmemektir. Kalabilmektir.
Bir öğretmenin, herkes vazgeçmişken bir çocuğun gözlerinin içine bakıp “Ben sana inanıyorum” demesi… O cümle sınıfta kaybolur gibi olur ama bir kalpte kök salar. Çünkü insan, kendisine inanıldığında büyür. Bazen tek bir cümle bir hayatın yönünü değiştirir.
Gerçek sevgi değiştirmeye çalışmaz. Yanında durur.
Kalıplara sokmaz. Olduğu hâliyle kabul eder.
Hatalarıyla… Eksikleriyle… Kırılganlığıyla…
Hayat sadece iyi günlerden ibaret değil. Asıl karakter fırtınada ortaya çıkar. Sevgi de böyledir. Herkes giderken kalabilmektir. Kırıldığında kopmak yerine onarmayı seçmektir. “Ben buradayım” diyebilmektir.
Bir çocuk düşünün… Harfleri karıştırıyor, kelimeler dağılıyor, cümle kurarken zorlanıyor. Dışarıdan bakıldığında “başarısız” etiketi yapıştırmak kolaydır. Ama onun iç dünyasında tek bir soru yankılanır:
“Ben yeterli miyim?”
Eğer yanında anlayış varsa tekrar dener. Hata yapmaktan korkmaz. Çünkü değeri performansına bağlı değildir. Ama destek yoksa sadece yanlışını görür, kendini değil. Ve insan, kendini göremediği yerde kaybolur.
Sevgi güvenli bir alan sunar. “Hata yapsam da kabul ediliyorum” duygusunu verir. İşte o duygu cesareti büyütür, umudu besler.
Peki biz kendimize aynı şefkati gösterebiliyor muyuz?
Başkalarına anlayışlıyken, kendi hatalarımızda neden bu kadar acımasızız?
Belki de önce kendi içimizdeki çocuğun elini tutmalıyız. Ona şunu söylemeliyiz:
“Eksik olabilirim ama değersiz değilim.”
Sevgi yalnızca bir his değildir. Davranışa dönüştüğünde anlam kazanır. Emektir. Sabırdır. Sorumluluktur. Her gün yeniden seçmektir.
Kırıldığında kaçmamaktır.
Anlaşılmadığında susmamaktır.
Onarmayı denemektir.
İçtenlik olmayan bir ev düşünün… Her şey yerli yerinde olabilir. Eşyalar tamamdır. Düzen kusursuzdur. Ama kimse kimseye içten bir “Nasılsın?” sormuyorsa orada sadece duvarlar vardır. Yuva ise ilgiyle kurulur.
İlgi eksikse çocuk büyür ama kök salamaz. Başarı belgeleri alır, güçlü görünür. Ama içinde bir boşluk taşır. Çünkü koşulsuz kabulü hiç tatmamıştır. Oysa bir çocuğun en büyük ihtiyacı şudur:
“Yanlış yapsam da değerliyim.”
Şefkatin olmadığı yerde sabır azalır. Empati yerini yargıya bırakır. Dinlemek yerine susturmak kolaylaşır. İlişkiler de böyledir. Bağ zayıfsa en küçük kırgınlık büyür. Çünkü gerçek yakınlık tamir etme cesaretidir.
Ve belki de en acısı… İlgi ve kabul eksik olduğunda insan kendini değersiz sanmaya başlar. Oysa şunu unutmayalım:
Değersizlik hissetmekle değersiz olmak aynı şey değildir.
Sevgi hediyelerde saklı değildir. Elbette küçük sürprizler güzeldir. Ama asıl kıymet; zaman ayırmaktır, gerçekten dinlemektir, göz teması kurmaktır. Yorgun bir günün sonunda yapılan bir çay, çoğu pahalı armağandan daha değerlidir.
Gerçek sevgi özel günlerde değil, sıradan anlarda belli olur. Yere oturup bir çocukla oyun oynamakta… Diz çöküp göz hizasına inmekte…
Çünkü sevgi pahalı değildir.
Gösterişli değildir.
Ama süreklidir.
Şimdi kendimize dürüstçe soralım:
Biz sevgiyi zamanla mı besliyoruz, yoksa eşyayla mı telafi etmeye çalışıyoruz?
Çünkü sevgi ertelenemez. “Sonra ilgilenirim” cümlesini kabul etmez.
Unutmayalım; sevgi paylaştıkça azalmaz, büyür. Bir kalpten diğerine geçer. Bir çocuğun cesaretine, bir annenin sabrına, bir öğretmenin inancına dönüşür.
Ve belki de en önemlisi…
Sevgi, bir insanın hayatında mucize yaratabilecek en güçlü güçtür.
Bir cümleyle yön değiştirir.
Bir dokunuşla yarayı iyileştirir.
Bir “Ben buradayım” ile dünyayı daha yaşanılır kılar.
Bugün birine bunu hissettirin.
Bir çocuğa güven verin.
Bir insana gerçekten kulak verin.
Ve en önemlisi… kendi kalbinize de şefkat gösterin.
Sevgiyle kalın.