Merhaba sevgili okurlarım,
Üç haftadır birlikte yürüdüğümüz bu yolda; bazen bir melodide durduk, bazen bir kilimin ilmeğinde soluklandık, bazen de unutulmuş ellerin sessiz çığlığını dinledik. Şimdi bu yolculuğun dördüncü durağında, biraz daha yakına eğilmek istiyorum. Bu kez mesele büyük hikâyeler değil; küçük dokunuşların değiştirdiği hayatlar.
Geçen gün bir atölyede, elleri boyaya bulanmış genç bir kızla tanıştım. Sessizdi. Gözleri konuşuyordu. Bana şunu söyledi:
“Buraya gelmeden önce kendime ait hiçbir şeyim yoktu. Şimdi yaptığım her işte kendimi görüyorum.”
İşte sanat bazen tam da budur.
İnsana, kendisini geri verir.
O atölyede kimse büyük cümleler kurmuyordu. Ama herkesin ellerinde bir hikâye vardı. Kimi geçmişini onarıyor, kimi yarınını inşa ediyordu. Ve ben orada bir kez daha şuna inandım:
Sanat sadece eser üretmez, insanı da yeniden kurar.
El sanatlarıyla uğraşanlar bilir… O anlarda dünya yavaşlar. Zaman, telaşını kaybeder. Eliniz çalışırken zihniniz susar. Kalbiniz konuşur.
Bir ilmeği atarken sabrı öğrenirsiniz.
Bir motif çizerken düzeni…
Bir hat çizgisinde dengeyi…
Ve fark etmeden, bütün bunları hayata da taşımaya başlarsınız.
El emeği, insanın kendisiyle yaptığı en sahici sohbettir.
Bugün hızlı tüketilen bir dünyada yaşıyoruz. Her şey çabuk, her şey geçici. Ama kültür ve sanat bize şunu hatırlatır:
Kalıcı olan, emekle yoğrulandır.
Belki bir çini tabağı herkes fark etmez.
Belki bir nakış, vitrinde sessizce durur.
Ama bir gün biri durur, bakar ve hisseder.
İşte o an, görünmeyen bağ kurulur.
Bir ruh, başka bir ruha dokunur.
Bu yolculukta özellikle kadınların emeği beni derinden etkiliyor. Annelerden kızlara geçen motifler, sandıklarda saklanan desenler, nesilden nesle aktarılan sabır…
Kadınlar sadece üretmez; hafızayı taşır.
Ve her el işi, aslında bir hatırlama biçimidir.
Bu köşede yazmaya devam ettikçe şunu daha net görüyorum:
Biz aslında bir şeyleri “öğretmeye” değil, hatırlatmaya çalışıyoruz.
Kim olduğumuzu…
Nereden geldiğimizi…
Neyi kaybedersek eksileceğimizi…
Belki bir gün bu yazıları okuyan biri bir atölyenin kapısını aralayacak.
Belki bir çocuk ilk kez bir sergide durup uzun uzun bakacak.
Belki biri “Ben de yapabilirim” diyecek.
Ve işte o zaman, bu satırlar amacına ulaşmış olacak.
Bir milletin geleceği, sadece büyük projelerle değil; küçük ama sahici dokunuşlarla inşa edilir.
Ellerimize, ruhumuza ve birbirimize sahip çıktığımız sürece…
Bu yolculuk bitmez.
Sanatla kalın.
Kültürle nefes alın.
Ve kalbinizin durup dinlediği o anları sakın küçümsemeyin.
Çünkü bazen, bir ilmek bütün bir hayatı tutar.