Emre Turan
Her yeni gün güzeldir aslında. Ama kabul edelim; yataktan kalkmak, o gri dünyaya uyanmak artık ağır geliyor. Ertelediğimiz her beş dakika, çocukluğumuzun o bayram şekeri tadında... Hatırlayın; en güzel şekeri hemen yutmaz, ağzımızın bir kenarında saklardık. Bitmesin diye korkarak emerdik. Sadece şekeri mi? Hayır. Bizim kumaşımızda vardır. Sevdiğimiz ne varsa saklarız. Eşyayı, eşi, çocuğu, hediyeyi... Kıyamadığımızdan, yitirmekten korktuğumuzdan dolayı saklardık. Ama ne acı ki artık sakladıklarımız sevdiklerimiz değil, korktuklarımız oldu.
Saten Kılıfların Ardındaki Rehber
Bu "saklama" hastalığının en ağır faturasını maneviyatımızda ödedik. Dinimizin, insanlığın rehberi Kur’an-ı Kerim. Süslü saten kılıfların içine koyulup duvara asıldı. Tozlanmasın, zarar görmesin diye sakladık ama ruhumuzun tozlanmasına seyirci kaldık.
Okunup anlaşılsın, hayata yön versin, adaleti ve ahlakı sokaklara taşısın diye indirilen Kur’an-ı Kerim’i kutsal bir obje haline getirip , el sürmedik. Dolma kulak, sokma akıl olarak hayatımıza devam ettik. Duvardaki o kılıf ne kadar parlaksa, işlemler ne kadar güzelse onunla övündük ve içindeki mesajdan o kadar uzaklaştık. Rehberi sakladık, yolumuzu kaybettik. Diğer sakladıklarımızla beraber kendimizi, sevdiklerimizi "müzelik" bir hatıraya dönüştürdük.
Ses çıkarmaktan korktuk; sesimizi sakladık. Yürümekten korktuk; ayakkabılarımızı dolaplara kaldırdık. Sokaklar tekinsizleşti; çocuklarımızı odalara hapsettik. Ama en kötüsü ne biliyor musunuz? Gülmekten korktuk; insanlığımızı sakladık.
Sohbetler bitti, ziyaretler tükendi. Eskinin o zeka dolu fıkraları nerede? Şimdi ekranlarda kaba saba tiplemelere, hanzoluklarına kahkaha atar olduk. Sanat değeri olan, ruhu besleyen filmler salon bulamazken; küfürden ve belden aşağı espriden beslenen yapımların milyonlarca izlenmesi, aslında neyi saklayıp neyi sergilediğimizin en acı tablosudur.
Saklı olanlar çoğaldıkça bu yozlaşma sürüp gidecek. Kitap ve gazete okumaz olduk. Kitap artık sadece "iç mimari" unsuru. Gazeteler ise haber veren değil, gerçekleri saklayan, üstünü örten kağıt parçalarına dönüştü. Hepsini biliyoruz, görüyoruz ama en çok da kendimizi kendimizden saklıyoruz.
Artık "Yeter" Demenin Mevsimi Geldi!
Çok laf, çok yazı bir şeyleri değiştirmiyor. Bize oturup şikayet etmek değil; o ağzımızın kenarında sakladığımız şekerlerin saflığı lazım. Elimizden alınan değerlere, çalınan neşemize, rafa kaldırılan aklımıza sahip çıkmak lazım.
Esaret altında nefes alıp veriyormuş gibi yapmaktansa, bir kere olsun cesaretle "YETER ARTIK" diye bağırmak lazım. Bilgiyi saklamayın, paylaşın. Korkuyu saklamayın, üzerine yürüyün. Bu bayram; Kur’an-ı Kerimin emrini yerine getirin sılayı rahime geri dönün. O sakladığınız gülüşleri sokağa salın.
Çünkü cesaretin olmadığı yerde, bayram sadece takvimde bir yapraktır.





