Doping Medya Reklam
artı5tv youtube reklamı

Salih Altınışık

Bir Ramazan ayının daha sonuna yaklaşıyoruz. Takvim bize bu mübarek zamanın artık son haftasına girdiğimizi söylüyor. Fakat mesele yalnızca takvim değildir; mesele zamanın ruhudur. Bu yıl Ramazan’ın manevi atmosferini Avrupa kıtasında önceki yıllara kıyasla daha güçlü bir şekilde hissettiğimi ifade etmek isterim. 

Belki de bunun nedeni dünyanın içinden geçtiği ağır krizler çağının insan ruhunda açtığı derin boşluklardır. 

Küresel ölçekte artan savaşlar, ekonomik kırılganlıklar, kimlik tartışmaları ve toplumsal belirsizlikler, insanı kaçınılmaz olarak manevi bir sığınağa yöneltmektedir.

Ramazan tam da bu nedenle yalnızca bir ibadet zamanı değil; aynı zamanda insanın kendisiyle ve vicdanıyla yeniden yüzleştiği bir muhasebe mevsimidir. Ancak bu yılın Ramazan’ında dikkat çeken başka bir gerçeklik de vardır. 

Manevi derinliğin yükseldiği bir zaman diliminde, bazı sivil toplum çevrelerinin kendi içlerinde ve birbirleri arasında yürüttükleri tartışmaların seviyesi maalesef bir fındık kabuğunu dahi doldurmayacak nitelikte kaldı. İmalı mesajlaşmalar, küçük hesaplar, kişisel rekabetler ve kurumsal egolar; Ramazan’ın taşıdığı ahlaki derinlikle taban tabana zıt bir görüntü ortaya koydu.

Bu tablo yalnızca bir iletişim sorunu değildir. Bu tablo aynı zamanda bir zihniyet krizidir. İftar sofralarının bir dayanışma ve paylaşma zemini olması gerekirken, bazı yapılarda bu sofraların teşkilat içi kalabalık gösterisine dönüşmesi ise ayrı bir ibret vesikasıdır. 

Katılımın gönüllülükten değil, adeta görünürlük kaygısından doğduğu bir ortamda sorulması gereken soru şudur: Bir iftar davetine katılımın zorunlu hale getirilmesi hangi ahlaki ve hangi kurumsal mantığın ürünüdür?

İbadetin ruhu samimiyettir. Samimiyetin olmadığı yerde ise yalnızca ritüelin kabuğu kalır.

 Ramazan’ın bize öğrettiği en temel şey, insanın önce kendi nefsini sorgulamasıdır

Ne var ki bazı sivil toplum yapıları için Ramazan, ne yazık ki bir manevi arınma fırsatından çok kurumsal vitrin düzenlemesine dönüşmüş görünmektedir. Bu süreç bir başka gerçeği de yeniden gözler önüne sermiştir: Toplumu temsil iddiasında bulunan kimi teşkilatların yönetim kadrolarında liyakat ve ehliyet sorunu artık görmezden gelinemeyecek kadar belirgin hale gelmiştir. Kurumsal sorumluluk taşıması gereken pozisyonların, vizyon ve kapasite bakımından yetersiz kişiler tarafından doldurulması yalnızca bir yönetim meselesi değil; aynı zamanda toplumsal sermayenin israfıdır.

Toplumların geleceğini kurumlar belirler. Kurumların kaderini ise kadrolar. Eğer kadrolar zamanın ruhunu okuyamıyorsa, toplumsal beklentiyi anlayamıyorsa ve kurumsal sorumluluğu kişisel görünürlükle karıştırıyorsa, o kurumların tarihsel ömrü zaten sınırlıdır. Bugünün dünyası hızlı değişiyor. Toplumlar dönüşüyor. Yeni kuşaklar farklı sorular soruyor

Bu gerçekliği kavrayamayan yapılar için tarihin hükmü her zaman aynı olmuştur: Zamanın gerisinde kalanlar, zaman tarafından geride bırakılır. Ramazan bize yalnızca sabrı ve paylaşmayı öğretmez. Ramazan aynı zamanda hakikatle yüzleşme cesareti de öğretir. 

Belki de bu yılın Ramazan’ı bize şu soruyu sorma fırsatı vermiştir: Toplumu temsil ettiğini iddia eden kurumlar gerçekten topluma layık mıdır? Çünkü bazen sorun toplumun yetersizliği değil; toplumu temsil ettiğini söyleyen yapıların toplumun seviyesine ulaşamamasıdır.

Zamanın ruhuna ayak uyduramayan kurumların geleceği bellidir. 

Onlar yok olmazlar; önce etkilerini kaybederler, sonra anlamlarını yitirirler, ve sonunda tarihin dipnotlarına dönüşürler. Ramazan’ın son günlerine yaklaşırken belki de en doğru temenni şudur: Bu mübarek ay, yalnızca bireylerin değil, kurumların da kendileriyle yüzleştiği bir muhasebe mevsimi olsun. 

Çünkü gerçek arınma, yalnızca bireysel ibadetle değil; ahlaki sorumlulukla kurumsal davranışın buluştuğu yerde başlar.


Yorum Yazın

Ramazan’ın İfşa Ettikleri!

Bir Ramazan ayının daha sonuna yaklaşıyoruz. Takvim bize bu mübarek zamanın artık son haftasına girdiğimizi söylüyor.

16.03.2026 06:37:00

YAZARLAR

artı5tv youtube reklamı