Nurhayat Ata
Bugün, savaşların beraberinde getirdiği siyasi istikrarsızlık ve ekonomik yaptırımlar, insanlığı gelecek kaygısıyla mücadele eden bir toplum hâline getirmiştir. Bu sebeple topyekûn bir gerginliğin ortasında sıkışıp kaldığımız doğrudur. Ne yazık ki bölgemizin dört bir yanında devam eden savaşların sıcaklığını her an hissetmekteyiz.
Tüm bu kargaşa ve kaotik atmosfer, hem fiziksel hem de zihinsel dünyamızın tam ortasında büyümeye devam etmektedir. İnsanlığın sürekli belirsizlik içinde yaşaması, giderek artan bir stres yüküne neden olmakta; bu kaotik ortam kaygı bozukluklarını tetiklerken, aynı zamanda toplumların sabır mekanizmasını da güçlendirmektedir.
İnsan, yaşadığı endişe ve korkuya rağmen içsel bir dayanıklılık göstermektedir. Biz iman edenler biliriz ki bu dünya bir meydan-ı mücadele ve imtihan yeridir. Dünyanın çetin bir sınavdan geçtiği şu zamanlarda; ilginçtir ki insan, en zor koşullara bile uyum sağlayıp hayata tutunmayı başarır. Bu durum ise Allahu Teâlâ’nın kulunu imtihan ederken gösterdiği merhametin bir tecellisidir.
Kontrolümüz dışında gelişen ve özünde güvensizlik barındıran güç çatışmalarının ortasında savrulurken, manevi bir sığınağa ihtiyaç duyarız. Bu sığınak, Rabbimizin limanıdır. En güçlü ordular, en büyük devletler, en sağlam düzenler sarsılır da iman etmiş bir kalp tüm bu yıkıntılar arasında dahi ayakta kalmayı başarır.
Kimisi dünya meydanına çiçek eker, kimisi fitne otu ekip zarar biçer. Âlem yaratıldığından beri yeryüzünde bozgunculuk çıkaran ve insanlığa huzur vermeyenler çok olmuştur. “Her Hâbil’e bir Kâbil” ise bu döneme de bir Kâbil lazım gelir; aradaki fark: biz kardeş değiliz. Masum insanların üzerinde güç gösterisi yapanlar, işte bu çağın Kâbilleri de bunlardır.
Bugün dünyanın dört bir yanında yükselen çığlıklar, bu kirli oyunların piyonu hâline gelmiş insanlığın haykırışlarıdır. Ne yazık ki insanlık, mazlumun acı ve gözyaşlarını görmezden gelen baskıcı zihniyetin menfaat ve güç gösterileri arasında kaybolmuş durumdadır.
Bir gün her şeyin düzeleceğine dair umut taşımak isteriz; ancak geçmişe baktığımızda zulmün tamamen son bulduğunu söylemek mümkün değildir. Siyasi istikrarsızlık ve güven zafiyeti soğuk yüzünü gösterirken, devletlerin kendi çıkarları uğruna nasıl bir baskı unsuru hâline geldiğini açıkça görmekteyiz.
Bugün başkalarına doğrultulan silahların yarın bize dönebileceğini bilmek zorundayız. Henüz sıra bize gelmemiş olabilir; ancak bu gerçek asla değişmez.
Velhasıl kelam.
Dünyayı ateşe verdiler,
bir garip oldu âlem.
Mazlumun âh u zârına,
ahraz olmuş el âlem...
Bu saatten sonra hâlimiz, akıbetimiz Allahu âlem.





