Muhammed Al
Ukrayna-Rusya Savaşı, üçüncü yılına girerken sahada belirgin bir tıkanıklık, siyasette ise yıpranmışlık görülüyor. Ne taraflar kesin bir askeri başarıya ulaşabildi ne de küresel sistem bu çatışmayı çözebilecek bir mekanizma üretebildi. Ancak bu zor ve yıpratıcı süreçte, diplomatik açıdan yeniden umut vadeden bir gelişme yaşandı: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in açıklamasına göre, 15 Mayıs’ta İstanbul’da bir müzakere süreci başlatılabilir ve bu kapsamda Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yarın bir ön görüşme gerçekleştirecek. Bu kritik temas, sadece savaşın sona erdirilmesi açısından değil, Türkiye’nin küresel konumlanışı bakımından da son derece önemli bir dönüm noktasıdır.
Türkiye’nin barışı mümkün kılabilecek nadir ülkelerden biri olarak öne çıkması tesadüf değil; uzun süredir sürdürülen çok yönlü, dengeli ve insani odaklı diplomasi anlayışının doğal bir sonucudur.
Tahıl Koridoru örneği:
- Savaş ortamında bile taraflarla iletişim kanallarını açık tutması,
- Gıda güvenliği gibi tüm dünyayı ilgilendiren bir konuda öncülük yapması,
- Süreci askeri değil diplomatik araçlarla yürütmesi Türkiye’ye yönelik “dengeleyici aktör” algısını pekiştirdi.
- Zaten bir jeopolitik başarıdır. Barışın adresi olarak anılmak, Türkiye’yi bölgede değil, küresel ölçekte farklı bir lige çıkarır.
- Üstelik bu, Türkiye’nin herhangi bir ittifaka boyun eğmeden, kendi özgün diplomasi diliyle sağladığı bir sonuç olur.
- Bu da “model ülke” veya “akil devlet” imajını güçlendirir.
Yorum Yazın





