Donald Trump’ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yla alay eden açıklamaları, işte bu ikisinin tam ortasında duruyor. İlk bakışta bir liderin diğerini küçümsemesi, kahkaha toplamak için yapılmış sıradan bir gösteri gibi görülebilir. Oysa tarih bize şunu öğretir:
Büyük güçler asla şaka yapmaz; sadece mesajlarını bazen şaka kılığına sokar.
Trump’ın Maduro’yu taklit ederek konuşması, yalnızca kişisel bir kibir ya da mizah anlayışı değildir. Bu, Amerikan dış politikasının son yıllarda giderek daha çıplak, daha pervasız ve daha aleni hale gelen dilinin bir yansımasıdır.
Eskiden diplomatik metinlerle, kapalı kapılar ardında verilen mesajlar; bugün miting kürsülerinde, kameralar önünde ve alaycı bir dille servis ediliyor. Yöntem değişti, zihniyet değişmedi.
Burada durup geçmişe bakmak gerekir. Latin Amerika, yüzyılı aşkın süredir büyük güçlerin “arka bahçesi” olarak görüldü. Darbeler, ambargolar, rejim değişiklikleri… Hepsi “demokrasi”, “istikrar” ya da “özgürlük” adına yapıldı.
Sonuç ise çoğu zaman yoksulluk, kaos ve bağımlılık oldu. Bugün Venezuela özelinde kurulan dil de bu tarihsel çizginin devamıdır. Yeni olan tek şey, bunun artık utanmadan yapılmasıdır.
Trump’ın söyleminde dikkat çeken nokta şudur: Maduro eleştirisi, Venezuela halkının yaşadığı gerçek sorunlardan çok, ABD’nin kendi gücünü sergileme arzusuna hizmet ediyor. Uyuşturucu, terör, tehdit… Bunlar Amerikan kamuoyunda kolay alıcı bulan kelimelerdir. Ancak bu kavramlar ne kadar yüksek sesle tekrarlanırsa tekrarlansın, tek başına bir ülkenin egemenliğini tartışmalı hale getirmez. Devlet geleneği olan toplumlar bilir:
Egemenlik, dışarıdan kahkaha ve baskıyla değil, içeriden iradeyle şekillenir.
Trump’ın üslubu aynı zamanda çağımızın daha büyük bir sorununa işaret ediyor: Siyasetin ciddiyet kaybı. Liderler artık devlet adamı gibi konuşmak yerine, sosyal medya figürü gibi davranıyor. Oysa kelimeler hafife alındığında, sonuçlar asla hafif olmaz. Bugün bir lideri alaya almak kolaydır; yarın bu alayın arkasından gelen yaptırımlar, askeri hamleler ve ekonomik kuşatmalar ise milyonların hayatını etkiler.
Şunu açıkça söylemek gerekir: Bir ülkenin yönetimini eleştirmek başka, o ülkeyi küçük düşürerek dizayn etmeye çalışmak başkadır.
İlki siyasettir, ikincisi tahakkümdür. Trump’ın Maduro taklidi, işte bu tahakküm dilinin sahnedeki kısa bir gösterisidir. Alkış alabilir, gülüşmelere yol açabilir. Ama tarihin terazisinde bu tür sahneler genellikle hafif değil, ağır gelir.
Devletler kalıcıdır, liderler geçici. Bugün kürsüden yapılan bir alay, yarın arşivlerde kibir örneği olarak yerini alır. Geleneksel devlet aklı tam da bu yüzden ölçülü konuşmayı, ağırbaşlılığı ve saygıyı esas alır. Çünkü güç, bağırarak değil; ciddiyetle taşınır.
Ve son söz: Dünya, liderlerin şov yaptığı bir sahne değil; halkların yaşadığı bir gerçektir. Bunu unutan her siyasetçi, er ya da geç kendi sözlerinin gölgesinde kalır.