Doping Medya Reklam
artı5tv youtube reklamı

Derya Çelikay Öztürk

Sabahın en sessiz vaktidir…
Ev henüz uyanmamıştır.
Bir odada bir kadın, bir eliyle beşiği sallar, diğer eliyle hayatın yükünü tutar.

Yorgundur belki…
Ama vazgeçmeyen…
Kırılgandır…
Ama kırıldığı yerden güçlenen.
Sessizdir çoğu zaman…
 Ama hayatın en derin sesi yine ondan yükselir.

İşte o…
 KADIN

Merhametin taşıyıcısı…
Sabırla yoğrulmuş bir yürek…
Narin görünen fakat içinde koskoca bir dünyayı, kendi bedeninde bir can daha taşıyan bir varlık.

Canının içinde bir can büyüten,
acıyla sevinci aynı kalpte taşıyabilen…

Bazen bir anne, bazen bir eş, bazen bir evlat…
Ama her hâliyle hayatın en ağır emanetini taşıyan insan.

Belki de bu yüzden merhametin en güçlü tecellisi, Rabbin “Rahîm” sıfatıyla kadının kalbine ve bedenine emanet edilmiştir.

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü.

Ve ben bu güne, gücünü imanından almış, vatanı için küçücük bebesini ve yavrularını Allah’a emanet eden bir kadının hikâyesini anlatarak başlamak istedim.

Sadece bir kadının değil…
 Bir milletin hafızasına kazınmış bir kadının.

Adı: Nene Hatun.

1857 yılında Erzurum’un Pasinler ilçesine bağlı Çeperler köyünde dünyaya geldi.
Sıradan bir Anadolu kadınıydı.

Lakin tarih bazen en büyük kahramanları en sade hayatların içinden çıkarır.

1877 yılıydı.
Tarihimizin Rus–Türk Savaşı (1877–1878) diye bildiği o zor günler…

Osmanlı Devleti birçok cephede savaşırken Erzurum büyük bir tehlike altındaydı.
Rus ordusu şehri ele geçirmek için harekete geçmişti.

8 Kasım’ı 9 Kasım’a bağlayan gece, Rus askerleri Türkçe konuşan bazı Ermeni köylülerin yardımıyla gizlice ilerleyerek Erzurum’un savunmasında büyük öneme sahip Aziziye Tabyası’na baskın yaptı.

Tabyayı savunan bir avuç Türk askeri uykuda yakalandı.
Birçoğu şehit edildi.

Sabaha karşı Erzurum minarelerinden bir çığlık yükseldi:

“Moskof Aziziye’ye girdi!”

Bu söz bütün şehri ayağa kaldırdı.

Kadın erkek demeden insanlar evlerinden fırladı.
Silahı olan silahını aldı.
Olmayanlar balta, tırpan, kazma, kürek ve taşlarla yola koyuldu.

O kalabalığın içinde genç bir kadın da vardı.

Henüz yirmili yaşlarında…
 Üç aylık bir kız bebeğin annesi.

O gece ağabeyi Hasan cepheden ağır yaralı olarak eve gelmişti.
Nene Hatun bir yandan ona bakıyor, bir yandan bebeğini emziriyordu.

Ama ağabeyi sabaha karşı kollarının arasında can verdi.

Tam o sırada minarelerden o haykırış duyuldu:

“Moskof Aziziye’ye girdi!”

Nene Hatun kardeşinin alnını öptü ve şöyle dedi:

“Seni öldüreni öldüreceğim.”

Sonra çocuklarına baktı.
Üç aylık bebeğini emzirdi.
Küçük oğlunu okşadı.

Ve şu cümleyi söyledi:

“Sizi bana Allah verdi… Ben de sizi O’na emanet ediyorum.”

Cepheden getirilen ağabeyinin tüfeğini aldı.
Eline bir satır geçirdi.

Ve Erzurum halkıyla birlikte Aziziye Tabyası’na doğru yürüdü.

Tabyaya ulaşıldığında Rus askerleri mazgallardan ateş açıyordu.
Ön saflardakiler birer birer şehit düştü.

Ama arkadakiler geri çekilmedi.

Demir kapılar kırıldı.
 Göğüs göğse çarpışma başladı.

Modern silahlarla donatılmış Rus askerlerinin karşısında;
 elinde balta, tırpan ve sopa olan Erzurum halkı vardı.

Ama onların sahip olduğu bir güç vardı ki hiçbir silahın karşılığı değildi:

İMAN.

Yarım saat içinde tabya geri alındı.
2300’e yakın Rus askeri öldürüldü.

Ama o gün yaklaşık 1000 Türk evladı şehit düştü.

Nene Hatun da yaralanmıştı.
Ama o kendi yarasına değil, başkalarının yarasına koştu.

Yaralı askerlerin başında sabahladı.
Cephane taşıdı.
Yaralara merhem oldu.

Yıllar sonra oğlunu da şehit verdi.

Ama başı yine dimdikti.

1954 yılında kendisine “3. Ordunun Nenesi” unvanı verildi.
1955 yılında Türk Kadınlar Birliği tarafından “Yılın Annesi” seçildi.

98 yaşında hayata veda etti.

Kabri bugün uğruna savaştığı Aziziye Tabyası’ndadır.

Bazı hayatlar mezarlara sığmaz.
Yaşanan onca acı, onca mücadele bir milletin hafızasına kazınır.

Ve Nene Hatun bize şunu hatırlatır:

Kadın sadece hayatı doğuran değildir…
Gerektiğinde vatanı savunandır.

Kadın sadece bir evin direği değildir…

Bazen bir milletin direncidir.

Bu yüzden Kadınlar Günü sadece bir kutlama günü değildir.

Bir hatırlama günüdür.

Merhametin, sabrın, emeğin ve gerektiğinde gösterilen o büyük cesaretin hatırlanmasıdır.

Çünkü bazı kadınların adı yalnızca kendilerini anlatmaz…

Bir milleti anlatır.

Ve bazen bir kadının adı…

Bir milletin kaderine yazılır.

Bugün bir kez daha anlamalıyız ki:

Kadın sadece doğuran değildir…
Hayatı koruyan, kollayan, büyüten ve gerektiğinde uğruna savaşandır.

Ve bir milletin kadınları ne kadar güçlü, inanmış, adanmış ve bilgiliyse…

O milletin tarihi hiçbir zaman yenilgiyle yazılmaz.
DESTANLA YAZILIR.

8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun.


Yorum Yazın

Bir Kadın, Bir Millet, Bir Destan: İşte Nene Hatun!

Sabahın en sessiz vaktidir… Ev henüz uyanmamıştır. Bir odada bir kadın, bir eliyle beşiği sallar, diğer eliyle hayatın yükünü tutar.

8.03.2026 00:58:00

YAZARLAR

artı5tv youtube reklamı