Doping Medya Reklam
artı5tv youtube reklamı

Salih Altınışık

Tarih bazen arşivlerden değil, çöpten çıkar. Bazen bir fermanla değil, bir deri parçasıyla konuşur. 17. yüzyılı karış karış dolaşan büyük seyyah Evliya Çelebi, Trabzon’a geldiğinde böyle bir olayı özellikle kayda geçirir. Çünkü bu anlatı sıradan bir şehir vakası değildir. Kaybolan çocukların, yer altının ve uzun süre sessiz kalan bir düzenin hikayesidir.

Yıl 1641. Trabzon çarşısında bir derviş, satılmak üzere serilmiş bir deri parçasında silik ama kasıtlı bir yazı fark eder. Deri işlenmiştir; yazı ise aceleyle, gizlice kazınmıştır. Derviş okudukça irkilir. Çünkü bu bir not değil, bir yardım çığlığıdır. Yıllar önce ortadan kaybolmuş iki kardeş, dışarı çıkma ihtimali olan tek nesneye, yani deriye seslerini kazımıştır:
 “Ey bizim ahvalimize vakıf olmak isteyen! Yirmi senedir yer altında mahpus olduk. Allah rızası ve Resulullah şefaati için bizi kurtarın.”

Derviş bu yazıyı alır, dönemin yöneticisine bildirir. Ardından tabakhaneler aranmaya başlanır. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre, yapılan aramalarda sadece iki çocuk değil, yıllar içinde kaybolmuş başka çocuklar da yer altı mekanlarında bulunur. Bu noktada anlatı bir kişiyi değil, uzun süre kimsenin sormadığı, kimsenin görmek istemediği bir düzeni tarif eder.

Bu hikaye bugün hala rahatsız edicidir. Çünkü mesele Trabzon değildir. 1641 değildir. Mesele, çocukların kaybolduğu her yerde önce sessizliğin hüküm sürmesidir. Dün bu sessizlik yer altındaydı. Bugün dosyalarda.

Dün bir deri parçası vardı. Bugün sızdırılmış belgeler, uçuş kayıtları, gizlenen ilişkiler ve kapatılmak istenen soruşturmalar var. Dünya, yıllar boyunca “olmaz” denilen bir karanlık ağın gerçeğiyle yüzleşiyor. Gücün, paranın ve nüfusun çocuk bedenleri üzerinden kurduğu bu çürümüş yapının adı bugün herkesçe biliniyor: Jeffrey Epstein dosyaları.

Bu dosyalar bize şunu söylüyor: Suç münferit değildir; sistematiktir. Mekan değişir, aktörler değişir, yöntem değişir ama zihniyet değişmez. İşte tam bu noktada, rahatsız edici ama kaçınılmaz bir soru sorulmalıdır: Bu karanlık ağın Türkiye ile hiçbir teması yok mudur? Gerçekten mi?

Bu soru bir itham değildir. Bu soru, hukukun ve devlet ciddiyetinin gereğidir. Çünkü çocuk istismarı gibi bir suçta “bizde olmaz” demek savunma değil, ihmaldir.

1641’de bir derviş gördü ve susturulmadı. Bugün ise çoğu kişi görüyor ama bakmıyor. Çünkü artık suçun mekanı bodrum değil; statü. Zincirler demirden değil; dokunulmazlıktan.

Tarihin bize bıraktığı en ağır hüküm şudur: Unutmak tarafsız değildir. Görmezden gelmek masumiyet değildir. Evliya Çelebi bu olayı yazıya geçirirken belki de geleceğe bir not düştü. İnkar edilemesin diye yazdı.

O deri parçasındaki cümle bugün hala geçerlidir. Yıllardır hiç değişmedi. Sadece biz, duymamayı öğrendik.


Yorum Yazın

Derinin Altındaki Çığlık!

Tarih bazen arşivlerden değil, çöpten çıkar. Bazen bir fermanla değil, bir deri parçasıyla konuşur.

4.02.2026 17:04:00

YAZARLAR

artı5tv youtube reklamı