Her yılın sonunda aynı sorularla baş başa kalıyoruz:
Ne yaşadık? Ne öğrendik? Neyi kaybettik, neyi koruduk?
Ama bu yıl…
Bu yıl başarılarımızı, kazançlarımızı, hedef listelerini konuşmaktan çok daha fazlasını zorladı bizi. Vicdanımızı, dilimizi, suskunluklarımızı ve durduğumuz yeri sorgulattı.
Sosyal medyada dolaşan o kısa ama derin cümle belki de hepimizin içinden geçti:
“Zor bir yıldı ama en azından…”
İşte o “en azından” var ya…
Bir teselli değil, bir tutunma cümlesi oldu. Bir mazeret değil, bir duruştu.
“En azından boykotlu ürün almadım,” diyenler oldu.
Belki dünyayı yerinden oynatmadı bu tercih ama bir insanın kendi sınırını çizmesi küçümsenecek bir şey değil. Çünkü bazen en büyük direniş, cebimizden çıkan paranın nereye gittiğini sorgulamakla başlar. Bu bir alışveriş meselesi değil; bir taraf olma meselesidir.
“En azından soykırıma ‘çatışma’ demedim,” diyenler oldu.
Kelimelerin arkasına saklanmadı. Acıyı yumuşatmadı, zulmü sıradanlaştırmadı. Yanlışa yanlış demekten, zalimi adıyla anmaktan çekinmedi. Filistin’i sadece bir haber başlığı olarak değil, insanlığın vicdan yarası olarak gördü. Bazen en büyük iyilik, doğru kelimeyi seçmektir.
Evet, zor bir yıldı.
Haberleri izlemek yorucuydu. Sosyal medyada gezinmek bile insanın içini karartıyordu. Çaresizlik, öfke, hüzün… Hepsi üst üste bindi.
Ama bütün bu ağırlığın altında hâlâ “insan” kalabilmekti asıl mesele.
Eğer bu yılın sonunda dönüp baktığımızda;
İşte o zaman bu yılı kayıpla değil, onurla kapatmışız demektir.
Takvimler değişir, yıllar geçer. Ama vicdan sabit kalmalı. Çünkü dünyayı tehlikeli yapan şey kötülük yapanlar değil; olup biteni izleyip hiçbir şey yapmayanlardır.
Yeni yıldan büyük mucizeler değil belki ama şunu diliyorum:
“En azından” dediklerimizin bir gün “keşke”ye dönüşmediği,
Vicdanın sesinin her türlü gürültüden daha baskın çıktığı,
İnsanın insana yabancılaşmadığı bir yıl olsun.
Gerisi zaten gelir.
Sevgi ve saygılarımla.