Doping Medya Reklam
artı5tv youtube reklamı

Nuriye Soyutürk

Yedi haftadır birlikte yürüdüğümüz bu yolda; bir ilmeğin sabrında, bir türkünün iç çekişinde, bir atölyenin sessizliğinde durduk. Kimi zaman geçmişe baktık, kimi zaman geleceğe… Ama aslında hep aynı sorunun etrafında dolaştık: Bir toplum ruhunu nasıl korur?

Bugün ise içimde başka bir soru var:
 Bir kültür nerede yeniden doğar?

Merhaba sevgili okurlarım,

Kültür sandığımız gibi sadece geçmişte değildir. O, her gün yeniden doğar. Bazen bir çocuğun elinde tuttuğu pastel boyada, bazen bir gencin cesaretle açtığı sergide, bazen de yıllardır susmuş bir ustanın yeniden tezgâhının başına geçmesinde…

Kültür, hatırlandığı yerde canlanır.
Ama asıl, üretildiği yerde yeniden doğar.

Bir Çocuğun Çizdiği Güneş

Geçen gün bir okul ziyaretinde, duvara asılmış resimlere baktım. Bir çocuk kocaman bir güneş çizmişti. Güneşin ışınları farklı renklerdeydi; sarı, mavi, mor, hatta yeşil…

“Güneş neden yeşil?” diye sordum.

“Çünkü umut bazen yeşildir,” dedi.

İşte o an anladım:
Kültür sadece aktarılan değil, yeniden yorumlanandır.

O çocuk belki minyatür bilmiyordu, belki ebru teknesi görmemişti. Ama içinde taşıdığı renk, bu toprakların bin yıllık hayal gücüyle aynı kaynaktan besleniyordu.

Demek ki kültür; taklit edilerek değil, hissedilerek yaşar.

Geçmişle Kavga Etmeden, Geleceğe Yürümek

Bazen iki uç arasında sıkışıyoruz:
Ya geçmişe fazlasıyla tutunuyoruz ya da ondan tamamen kopmaya çalışıyoruz.

Oysa kültür bir denge işidir.

Bir hat ustasının çizgisini birebir kopyalamak değil mesele; o çizgideki disiplini, sabrı ve estetiği bugüne taşıyabilmek…
Bir türküyü aynen söylemek değil sadece; o türkünün taşıdığı duyguyu bugünün kalbine değdirebilmek…

Kültür donarsa kırılır.
Akarsa çoğalır.

Bu yüzden gençlerin geleneksel sanatlara getirdiği yeni yorumlardan korkmamalıyız. Aksine, orada bir diriliş var. Orada kültür nefes alıyor.

Şehirde, Köyde, Dijitalde…

Artık kültür yalnızca köy meydanında ya da tarihî çarşılarda değil. Bir sosyal medya paylaşımında, dijital bir sergide, çevrim içi bir atölyede de yaşıyor.

Önemli olan mecra değil.
Önemli olan niyet.

Bir genç, anneannesinden öğrendiği oya motifini dijital tasarıma dönüştürüyorsa…
Bir sanatçı, eski bir masalı animasyon filmine taşıyorsa…
Bir müzisyen, kadim bir ezgiyi elektronik altyapıyla yeniden yorumluyorsa…

Bu bir kayıp değil.
Bu bir dönüşüm.

Ve dönüşüm, canlılığın işaretidir.

Asıl Mesele: Sahip Çıkmak

Bir kültür en çok ne zaman zayıflar biliyor musunuz?

Kimse ona düşmanlık ettiğinde değil.
Kimse onu umursamadığında.

Bir serginin kapısından içeri girmediğimizde,
Bir ustanın emeğine değer vermediğimizde,
Bir çocuğun sanatla buluşmasını “gereksiz” gördüğümüzde…

İşte o zaman kültür sessizce geri çekilir.

Ama bir kişi bile “Bu benim mirasım” dediğinde,
Bir kişi bile durup gerçekten baktığında…

Kültür yeniden ayağa kalkar.

Çünkü kültür kalabalıklarla değil; bilinçle yaşar.

Bu Yazılar Ne İçin?

Bu köşede haftalardır anlattıklarımız belki büyük projeler değil. Büyük iddialar da değil.

Ama küçük bir niyet var:

Hatırlamak.
Hissetmek.
Ve vazgeçmemek.

Belki bir gün bir atölyenin kapısını aralayacaksınız.
Belki bir çocuğun resmine bu kez gerçekten bakacaksınız.
Belki bir türküye kulak verirken sözlerin arasındaki sükûtu duyacaksınız.

İşte o an, kültür yeniden doğacak.

Son söz yerine şunu bırakmak istiyorum:

Bir kültür, anıtlarla değil; yaşayan insanlarla var olur.
Bir toplum, hafızasına sahip çıktığı sürece yönünü kaybetmez.
Ve sanat…

Sanat, her karanlıkta yeniden yakılan ışıktır.

Sanatla kalın.
Kültürle nefes alın.
Ve her yeni günde, bu toprakların sesini biraz daha çoğaltın.


Yorum Yazın

Bir Kültür Nerede Yeniden Doğar?

Yedi haftadır birlikte yürüdüğümüz bu yolda; bir ilmeğin sabrında, bir türkünün iç çekişinde, bir atölyenin sessizliğinde durduk. Kimi zaman geçmişe baktık, kimi zaman geleceğe…

23.02.2026 01:30:00

YAZARLAR

artı5tv youtube reklamı