Doping Medya Reklam
artı5tv youtube reklamı

Dilek Yıldırım

Bir sınıf düşünün…
Arka sıralarda, köşeye yakın bir yerde sessizce oturan bir çocuk. Okuma zamanı geldiğinde gözleri kaçan, kelimeleri hecelerken duraksayan, “anladım” demekten çekinen… Her kelime sanki onun için biraz ağır, biraz kalabalıktır. Sınıf sessizleşir; ama asıl sessizlik çocuğun içindedir.

Ve biz bu sessizliği çoğu zaman yanlış yorumlarız:
“Dikkati dağınık.”
“İsteksiz.”
“Yavaş öğreniyor.”

Oysa mesele çoğu zaman ne harflerdir ne de çaba eksikliği.
Mesele, sesleri duyamamaktır.
Daha doğrusu; sesleri ayırt edememek, onları zihinde tutamamak ve seslerle işlem yapamamaktır.

İşte fonolojik farkındalık tam da bu noktada devreye girer.

Fonolojik farkındalık; bir kelimenin yalnızca bir bütün olmadığını fark edebilme becerisidir. O kelimenin içindeki sesleri duyabilmek, benzer sesleri ayırt edebilmek, kelimelerin bölünebileceğini ve yeniden birleştirilebileceğini anlayabilmek…
Bu beceri yalnızca doğru konuşmayı değil; okuma, yazma ve anlamayı mümkün kılan görünmeyen bir altyapıyı temsil eder. Dilin sessiz ama taşıyıcı kolonudur.

Çocuklar okumaya harflerle başlamaz.
Onlar önce seslerle hazırlanır.

Bu hazırlık okul öncesi dönemde yeterince yapılmadığında, ilkokul yıllarında yaşanan güçlükler çoğu zaman kaçınılmaz olur. Harf karıştırmalar, yavaş okuma, heceleyerek ilerleme, okuduğunu anlamada zorlanma… Ve zamanla derse karşı gelişen isteksizlik. Ardından da sessizce büyüyen bir özgüven kaybı.

Özellikle öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda fonolojik farkındalık hayati bir öneme sahiptir. Disleksi gibi öğrenme güçlüklerinin temelinde çoğu zaman sesleri ayırt etme ve seslerle zihinsel işlem yapma becerilerindeki yetersizlikler yer alır.
Bu çocuklar “yapamayan” çocuklar değildir.
Aksine, doğru temelle desteklenmemiş çocuklardır.

Erken dönemde fark edilen ve doğru yapılandırılmış fonolojik farkındalık çalışmaları, yalnızca akademik bir destek değil; aynı zamanda koruyucu bir kalkan işlevi görür.

Ne yazık ki fonolojik farkındalık çoğu zaman fark edilmediği için ihmal edilir. Çocuk okumakta zorlanmaya başladığında sorun görünür hâle gelir; ancak o noktada yaşanan güçlükler yalnızca bugünün değil, geçmişte atlanmış basamakların da bir yansımasıdır.

Okurken duran, heceleri bölen, harflerin yerini karıştıran çocukların çoğu aslında “istemeyen” değil; duyma fırsatı bulamayan çocuklardır.

Bu süreç yalnızca akademik alanla sınırlı kalmaz. Okuma ve yazmada zorlanan bir çocuk zamanla dersten uzaklaşır, sınıf içinde geri çekilir ve kendine dair olumsuz bir inanç geliştirmeye başlar:
“Ben yapamıyorum.”

Oysa doğru destekle okuma sürecinde başarı yaşayan bir çocuk, yalnızca kelimeleri değil; kendine olan güvenini de inşa eder. Başardığını görmek, öğrenmeye karşı cesaret kazandırır.

Dil ve konuşma güçlüğü yaşayan bireyler için de fonolojik farkındalık çalışmaları son derece destekleyicidir. Sesleri ayırt edebilme, benzer ve farklı sesleri fark etme becerisi; doğru telaffuzun, akıcı konuşmanın ve kelime dağarcığının gelişmesinin önünü açar.
Bu nedenle fonolojik farkındalık yalnızca öğretmenlerin değil; ailelerin ve tüm eğitim paydaşlarının sorumluluğundadır.

Unutmayalım:
Fonolojik farkındalık doğuştan gelen bir ayrıcalık değildir.
Öğrenilebilir, geliştirilebilir ve desteklenebilir.

Bugün bir çocuğun seslerle kurduğu ilişki, yarın onun kitaplarla kuracağı ilişkinin temelini oluşturur.

Belki de sormamız gereken soru şudur:
Çocuk okumakta mı zorlanıyor,
yoksa biz onun sesleri duymasına yeterince alan açmadık mı?

Bazen bir çocuğun hayatında her şeyi değiştiren şey; bir harf değil, duyulan küçücük bir sestir.


Yorum Yazın

Bir Harf Değil, Bir Ses Değiştirir Hayatı

Bazı çocuklar hayata harflerle değil, seslerle tanışır. Ama biz çoğu zaman bunu fark etmeyiz. Çünkü sesler görünmezdir; görünmeyen şeyler ise çoğu zaman ihmal edilir.

19.01.2026 23:04:00

YAZARLAR

artı5tv youtube reklamı