Doping Medya Reklam
artı5tv youtube reklamı

Hülya Öztürk

Uzun değneğin kısa adaleti…. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada kıymetli Ezgi Akgül’ün paylaştığı o sarsıcı cümleyle başlamak istiyorum yazıya: “Toplumsal bir tövbe lazım bize. Ama dille değil, hâl ile yapılan bir tövbe.” Ne kadar doğru, değil mi?

Dilimizden dökülen adalethak ve hukuk kelimeleri; vitrinleri süsleyen ama içine girilmeyen boş dükkânlara benziyor artık. Biz, ilkesizliği “şark kurnazlığı” adı altında sevimli göstermeye çalışan, gemisini yürütenin kaptan sayıldığı bir ahlak kuraklığının içindeyiz.

Bakın, bu durumu anlatan çok eski bir masal vardır; bugünün Türkiye’sine tutulmuş bir ayna gibidir:

Günlerden bir gün, kurnazlığıyla ünlü Tilki ile saf Ayı kavgaya tutuşur. Tilki bu, kurnaz ya; eline uzunca bir değnek alır ki Ayı ona yaklaşamasın. Ayı ise kısa bir değneğe güvenir, “Tek vuruşta işini bitiririm” der. Kapışma başlar. Tilki, uzun değneğiyle her vuruşta Ayı’yı geriletir; kendisi de güvenli mesafeye çekilir. Bu itiş kakış Tilki’nin yuvasının önüne kadar sürer.

Tilki duraksar. Yuva kapısı dardır. İçeri girse o koca değneği çeviremeyecek, Ayı onu orada kıstıracaktır. Hemen bir hamle yapar:

— “Dur Ayı kardeş! Ben düşünüyorum da, bu adalet değil. Hep ben vurdum, sen yetişemedin. Gel, bu uzun değneği sen al; kısalı olanı bana ver ki hak yerini bulsun!”

Ayı sevinir: “Hah, işte şimdi adalet sağlandı!” der ve değnekleri değiştirirler. Kavga yeniden başlar ama bu sefer daracık yuvada elindeki uzun değneği bir santim bile hareket ettiremeyen Ayı, Tilki’nin kısa sopa darbeleriyle perişan olur.

İşte bizim hikâyemiz tam olarak budur. Çevremizde adalet ve hakkaniyet sözlerini ağzından düşürmeyen niceleri var ki; önce vurur, kırar, hakkınızı gasp ederler. Sonra işler tersine dönmeye başlayınca, “Aman, hatamı anladım; gel helalleşelim” derler. Ama o özür dilerken bile ellerindeki değneği öyle bir değiştirirler ki, siz kendinizi bir kez daha mağdur koltuğunda bulursunuz.

Vedat Türkali’nin o meşhur isyanı kulaklarımda çınlıyor:

“Onlar gibi düşünmedin mi, suçlu olacaksın. Hırsıza hırsız, katile katil demeyeceksin. Ya ortak olacaksın ya göz yumacaksın… Ölmek kötü değil ki bundan. Bu ne rezil dünya!

Gerçekten de, hırsızın hırsızlığını “beceri”, kurnazın oyununu “strateji” saydığımız bu düzende, doğru kalmaya çalışmak en büyük kahramanlık hâline geldi. Bir makama layık olmayanın, o makama gelmek için attığı her taklayı; giydiği her “ateşten gömleği” alkışladığımız sürece bu yangın sönmeyecek.

Neticede;

Bizim ihtiyacımız olan şey, Tilki’nin Ayı’ya sunduğu o sahte adalet değil. Bize, elindeki sopayı bırakıp masaya mertçe oturacak insanlar lazım. Özür dilerken bile cebinde yeni bir oyun saklamayan, “gemisini yürüten kaptan” olmayı reddeden bir anlayışa muhtacız.

Aksi hâlde, her gün yeni bir “adalet” masalı dinlerken, daracık yuvalarda uzun değneklerle dayak yemeye devam ederiz. Ve o beklediğimiz toplumsal huzur, hiçbir zaman kapımızı çalmaz.


Yorum Yazın
Yorumlar
Bülent Susam
20.01.2026
Hülya hanım her zaman ki gibi yüreğini kaleme aktarmış Okurken cok keyf aldım.

Adalet mi, Tilki Kurnazlığı mı?

Uzun değneğin kısa adaleti…. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada kıymetli Ezgi Akgül’ün paylaştığı o sarsıcı cümleyle başlamak istiyorum yazıya: “Toplumsal bir tövbe lazım bize. Ama dille değil, hâl ile yapılan bir tövbe.” Ne kadar doğru, değil mi?

20.01.2026 18:24:00

YAZARLAR

artı5tv youtube reklamı