Osmanlı yazı kültürü ve mezar taşı kitabeleri üzerine yıllardır çalışmalar yapan Prof. Dr. Süleyman Berk, Karacaahmet ve Merkezefendi mezarlıkları başta olmak üzere birçok tarihi alanda kitabeli mezar taşlarının neredeyse tamamen yok olduğunu açıkladı. Berk’e göre bu kayıp, sadece taşların değil, bir medeniyetin izlerinin de silinmesi anlamına geliyor.
Osmanlı yazı kültürünü tanıtmak ve paleografik okuma becerilerini geliştirmek amacıyla düzenlenen serinin üçüncü etkinliği, “Taş, Hat ve Zaman Arasında: Osmanlı Kitabelerini Keşfetmek” başlıklı kitabe okuma atölyesiyle devam etti. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Berk’in yürüttüğü atölye, Rami Kütüphanesi’nde her yaştan katılımcıyı bir araya getirdi.
Atölyede konuşan Berk, mezar taşı kitabeleriyle yaklaşık 40 yıl önce ilgilenmeye başladığını belirterek, o dönemlerde bu alana neredeyse kimsenin ilgi göstermediğini söyledi. Son 30 yılda ilahiyat, Türk-İslam sanatları ve tarih bölümlerinin konuya yöneldiğini, ardından sanat tarihi alanında da çalışmaların arttığını dile getirdi.
Berk, “Zamanı Aşan Taşlar: Zeytinburnu’nun Tarihi Mezar Taşları” adlı çalışmasının tam 10 yıl sürdüğünü vurgulayarak mezar taşlarını tasnif etmenin son derece zor olduğuna dikkat çekti.
“Bu bir envanter çalışması. Kitabeleri okumak zor, izin almak zor, taşlara dokunamıyorsunuz. Ama bu zorluklara rağmen kayıt altına almak zorundayız” sözleriyle sürecin zorluğunu anlattı.
Türkiye’deki mezarlıkları bir **“kıyafet müzesi”**ne benzeten Berk, İstanbul’daki hazirelerin görece korunduğunu ancak büyük mezarlıklarda durumun vahim olduğunu söyledi.
Karacaahmet ve Merkezefendi mezarlıklarında kitabeli mezar taşlarının talan edildiğini, birçoğunun kaybolduğunu ya da yok edildiğini ifade eden Berk, şu sözlerle durumu özetledi:
“Karacaahmet, İslam dünyasının en eski ve en büyük mezarlıklarından biri. Ama bugün eski kitabeli mezar taşları neredeyse hiç kalmadı. Bir zamanlar üslubu olan, estetik kaygıyla yapılan taşların temsil ettiği kültür artık yok.”
Atölyede mezar taşlarını başlık ve sembol, serlevha, kimlik, dua ve tarih başlıkları altında inceleyen Berk, çalışmalarında 250 farklı serlevha türü tespit ettiğini açıkladı.
Tarihi eserlerin önemine vurgu yapan Berk, sözlerini Yahya Kemal’in çarpıcı ifadesiyle güçlendirdi:
“Tarihi eserler bir milletin namusu, şerefi ve tapusudur. Kırık bir mezar taşına sahip çıkmazsak, ne din kalır ne millet ne de memleket.”
Osmanlı’nın son dönemine ait mezar taşı kitabelerinin taş işçiliği açısından büyük bir değere sahip olduğunu belirten Berk, en nitelikli örneklerin bugün hâlâ şu mekânlarda görülebileceğini söyledi:
“Taş, Hat ve Zaman Arasında: Osmanlı Kitabelerini Keşfetmek” atölyesi, mayıs ayına kadar Rami Kütüphanesi’nde devam edecek. Sergilenen her kitabe, yalnızca bir mezar taşı değil; geçmişten bugüne uzanan sessiz ama güçlü bir çağrı niteliği taşıyor.