Jale İris Gökçe, ya da sanat dünyasının bildiği adıyla Angel Rainbow, uzun yıllara yayılan ontolojik arayışını “Kendilik/Self” başlıklı sergisiyle Hermes’te sanatseverlerle buluşturuyor.
Mekân: Göksu-Anadoluhisarı’nın büyüleyici atmosferi.
Zaman: Sevgililer Günü.
Konu: Aşk değil, insanın kendi özü.
Bu sergi bir izleme deneyimi değil; bir iç hesaplaşma.
Gökçe kendisini bir “Kendilik Araştırmacısı” olarak tanımlıyor. Bu iddia, sergide yalnızca kavramsal bir söylem olarak kalmıyor; tuvallerde, katmanlarda, renklerin titreşiminde somutlaşıyor.
“Kendilik/Self”, kimliğin sabit bir yapı olmadığını, sürekli dönüşen bir varlık olduğunu güçlü bir görsel anlatıyla ortaya koyuyor. Figüratif ile soyut arasında salınan kompozisyonlar, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil; duyumsamaya, hatırlamaya ve yüzleşmeye çağırıyor.
Her eser, bir aynaya dönüşüyor.
Ama bu ayna yüzü değil, özü gösteriyor.
Sanatçının önceki serilerinde kendilik, parçalanmış bir yapı olarak ele alınmıştı. “Fragmented Self” döneminde kimlik yedi renge bölünmüş, ruh hâlleri gökkuşağı metaforuyla temsil edilmişti.
Bu kez yön tersine çevriliyor.
Gökçe, renklerin ayrıştığı prizmanın ötesine geçiyor ve o renkleri yeniden tek bir beyaz ışıkta topluyor.
Sanatçı bu dönüşümü şöyle özetliyor:
“Kendilik yalnızca parçaların toplamı değil; o parçaların kaynağı olan saf enerjidir. Bu sergi, renklerin gürültüsünden ışığın sessizliğine geçiştir.”
Bu sözler, serginin ruhunu net biçimde ortaya koyuyor:
Bir dağılmadan çok, bir toplanma hâli.
“Kendilik/Self” aynı zamanda sanatçının kariyerine dair güçlü bir kesit sunuyor. Son dönem üretimlerini de kapsayan seçki, Gökçe’nin yıllardır işlediği kendilik temasının en rafine hâli olarak dikkat çekiyor.
Renk, yazı, doku ve sezgisel jestler…
Siyah-beyaz karşıtlıklar…
İmge ve metnin iç içe geçtiği yüzeyler…
Her biri, insanın kendisiyle kurduğu çok katmanlı ilişkiye dair şiirsel ama güçlü bir manifesto niteliğinde.
Bu sergide kimlik kırılgan ama aynı zamanda dirençli.
Yaralı ama güçlü.
Parçalı ama bütün.

Jale İris Gökçe’nin yarattığı “Angel Rainbow” imgesi yalnızca estetik bir figür değil; fenomenolojik bir odak. Işığın parçalanması ve yeniden birleşmesi metaforu, sanatçının tüm pratiğini şekillendiriyor.
Resim, heykel, enstalasyon ve dijital mecraları kapsayan disiplinlerarası yaklaşımıyla Gökçe; sanatı yalnızca temsil aracı değil, gerçekliği dönüştürme biçimi olarak görüyor.
Onun için sanat yapıtı bir nesne değil; bir kendilik alanı.
İstanbul Üniversitesi Tarih eğitimiyle başlayan akademik yolculuk, Marmara Üniversitesi Resim-İş Bölümü ve yüksek lisans süreciyle devam etti. Sanatta doktora derecesini ise Gazi Üniversitesi’nde “Kendilik Öyküsü Olarak Resim: Gökkuşağı Meleği’nin Anatomisi” başlıklı tez çalışmasıyla tamamladı.
Gökçe yalnızca fırçasıyla değil, kalemiyle de üretim yapıyor.
Sanat üzerine yazıyor, düşünüyor, tartışıyor.
Onun pratiğinde teori ve atölye birbirinden ayrılmıyor; biri diğerini besliyor.
“Kendilik/Self”, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıyor. Her eser, kişisel bir iç haritayı tetikliyor. Kimlik, benlik, dönüşüm, kırılma, bütünleşme…
Sergi, bireysel olanla evrensel arasındaki geçişleri şiirsel ama sarsıcı bir dille kuruyor. Göksu’nun dingin atmosferinde açılan bu sergi, çağdaş sanat ortamında güçlü bir yankı yaratmaya hazırlanıyor.
14 Şubat’ta kalbinizi bir başkasına değil, kendinize açmaya hazır mısınız?
Hermes – Göksu / Anadoluhisarı
14 Şubat 2026
Sanat sahnesi yeni bir eşikte.
Ve o eşikte yazan kelime şu: Self.