PPSD Weeks, galerinin tarihinde ilk kez dört katının tamamını kapsayarak fotoğraftan heykele, kağıt işlerinden dijital sanata uzanan çok katmanlı bir deneyim sunuyor. Sergi, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil; algılamaya, düşünmeye ve yeniden yorumlamaya davet ediyor.

PPSD, katlar arasında ilerledikçe dönüşen bir anlatı kurguluyor. Ziyaretçi, serginin başlangıcında dokunsal ve somut olanla karşılaşırken, adım adım teknolojik ve dijital olanın içine çekiliyor. Bu geçiş, sanatın ifade biçimlerinin zamanla nasıl evrildiğini gözler önüne seren güçlü bir karşılaşmaya dönüşüyor.
Sergi, giriş katında yer alan fotoğraf seçkisiyle açılıyor. Bu bölümde fotoğraf, yalnızca bir belge değil; kavramsal ve düşünsel bir alan olarak ele alınıyor. Brigitte Spiegeler, Cansu Yıldıran ve Lennart Brede’nin eserleri, izleyiciyi gerçeklik, hafıza ve temsil kavramları üzerine yeniden düşünmeye çağırıyor.
Birinci katta, kağıt yüzeyini merkezine alan çalışmalar izleyiciyle buluşuyor. Kağıdın bir araçtan öte, bizzat anlatının kendisine dönüştüğü bu seçkide çizim, resim ve karma teknikler öne çıkıyor. Ardan Özmenoğlu, Ruth Biller ve Tuğçe Diri’nin eserleri, farklı üretim pratiklerini ve araştırma süreçlerini görünür kılarak katmanlı bir anlatı sunuyor.
Bir üst katta heykel, izleme eylemini bedensel bir deneyime dönüştürüyor. Ölçek, ağırlık ve mekânsal yerleşim, izleyiciyi harekete geçmeye zorluyor. Bilal Hakan Karakaya, Ramazan Can ve Anke Eilergerhard’ın işleri, formun mekânla kurduğu ilişkiyi güçlü bir şekilde hissettiriyor.
Serginin son katı ise izleyiciyi alışılmış sanat tanımlarının ötesine taşıyor. Cem Sonel, Ecem Dilan Köse ve Sarp Kerem Yavuz’un çalışmaları, zamanla değişen, hareket eden ve izleyiciyle etkileşime giren yapılarıyla dikkat çekiyor. Bu bölüm, teknolojinin görme, üretme ve algılama biçimlerimizi nasıl dönüştürdüğüne dair çarpıcı bir alan açıyor.
Fotoğraf, kağıt, heykel ve dijital sanatın bir araya geldiği PPSD Weeks, sanatsal ifadenin farklı malzemeler ve teknikler üzerinden nasıl dönüştüğünü inceleyen kapsamlı bir keşif alanı sunuyor. Geçmişle bugünü buluşturan bu seçki, kültürlerarası bir diyalog kurarak izleyiciyi çağdaş sanatın çok sesli dünyasına davet ediyor.
Anna Laudel İstanbul
22 Şubat 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilir.