İran’daki gelişmeler yalnızca bölgeyi değil, küresel dengeleri de sarsabilecek yeni senaryoları gündeme getirdi.
ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’nın (HRANA) yayımladığı son rapora göre, İran’da 17 gündür devam eden protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 550’ye yükseldi. Ölenlerin 12’sinin 18 yaşından küçük olduğu, toplamda 2 bin 403 sivil ile 147 güvenlik görevlisinin yaşamını yitirdiği bildirildi. Olaylarda ayrıca bin 134 kişinin yaralandığı ve 18 bin 434 kişinin gözaltına alındığı aktarıldı.
ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki protestolara ilişkin yaptığı açıklamada, İran halkına seslenerek “resmî kurumları ele geçirin, protestolara devam edin; yardım yolda” ifadelerini kullandı. Trump’ın bu sözleri, Washington’un İran’daki gelişmelere daha doğrudan müdahil olabileceği yönünde yorumlandı.
Batı basınında Trump’ın bu çıkışının, yalnızca destek mesajı değil, aynı zamanda rejime yönelik baskının artırılacağına dair güçlü bir sinyal olduğu değerlendiriliyor.
İran’daki kriz, küresel enerji piyasalarını da etkiledi. Ortadoğu’da yaşanabilecek olası bir askeri gerilim ihtimali, petrol fiyatlarında dalgalanmaya neden oldu. Uzmanlar, özellikle Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir kriz durumunda petrol arzının sekteye uğrayabileceği ve fiyatların yeniden hızla yükselebileceği uyarısında bulunuyor.
İngiliz Telegraph gazetesi, Trump yönetiminin önünde dört farklı seçeneğin bulunduğunu yazdı. Bunlardan ilki, sınırlı ve sembolik askeri saldırılar. Bu senaryoda Devrim Muhafızları’na ait üsler, füze tesisleri ve Tahran’daki bazı resmî binaların hedef alınabileceği belirtiliyor. Ancak uzmanlara göre bu tür saldırılar, ABD’nin kararlılığı konusunda ters etki yaratabilir.
Masadaki bir diğer seçenek ise İran’a yönelik uzun süreli ve kapsamlı bir hava harekâtı. Bu senaryoda yalnızca komuta merkezlerinin değil, Devrim Muhafızları ve Besiç güçlerine ait çok sayıda üssün hedef alınması gerektiği ifade ediliyor. Böyle bir saldırının rejimi ciddi biçimde zayıflatabileceği değerlendirilse de ABD’nin bölgedeki askerî kapasitesinin sınırlı olması bu seçeneği tartışmalı hale getiriyor.
Uzmanlar, bu ölçekte bir bombardımanın dahi güvenlik güçlerinin sokaklardaki sert müdahalesini durdurmasının garanti olmadığını vurguluyor.
Washington’daki bazı çevrelerde, İran’daki mevcut krizin aşılması için daha sert adımların gündeme gelebileceği konuşuluyor. Bu kapsamda İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in rejimin en güçlü dayanağı olduğu ve sürecin önündeki en büyük engel olarak görülebileceği ifade ediliyor. Kaçırma ya da suikast gibi uç senaryoların kulislerde dillendirildiği iddia ediliyor.
Ancak uzmanlar, Hamaney’e yönelik olası bir girişimin Ortadoğu genelinde Şii nüfusu kapsayan geniş çaplı bir çatışmayı tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Trump yönetiminin değerlendirdiği bir diğer seçenek ise siber saldırılar. Bu yöntemin, ABD’yi doğrudan askerî bir çatışmanın içine çekmeden etkili sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. Siber operasyonlarla İran’daki internet kısıtlamalarının aşılması, protestocuların dış dünya ile iletişiminin güçlendirilmesi ve güvenlik güçlerinin koordinasyonunun zayıflatılması hedeflenebilir.
Bu kapsamda Starlink terminallerinin İran’a sokulması ya da devlet televizyonunun siber saldırılarla devre dışı bırakılması ihtimaller arasında yer alıyor. Trump’ın, internet kesintileriyle ilgili bir soruya Starlink konusunu Elon Musk ile görüşeceğini söylemesi dikkat çekti.
Uzmanlara göre ABD’nin İran’a yönelik atacağı her adım, beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Olası bir Amerikan müdahalesinin, İran halkının tepkisini rejimden uzaklaştırarak ABD’ye yöneltebileceği ve toplumun dış tehdide karşı kenetlenmesine yol açabileceği uyarısı yapılıyor.