Son dakika haberi… Hint Okyanusu'nun suları, sadece bir savaş gemisini değil, uluslararası diplomasinin kanlı yüzünü gösteren kara bir lekeyi daha bağrına gömdü. İran’ın gururu IRIS Dena fırkateyni, “dost” ve “şeref konuğu” olarak katıldığı tatbikatın ardından dönerken, bir ihanet çemberinin içinde eriyerek sulara gömüldü. 104’ü aşkın denizci, iftar duası ederken yakıldı!
Olay, askeri bir çatışmadan çok, 21. yüzyılda yazılmış bir Orta Çağ vahşet senaryosunu andırıyor. İşte dünyayı ayağa kaldıracak o skandalın perde arkası...
Her şey, Hindistan’ın düzenlediği MILAN 2026 tatbikatına İran'ı "şeref konuğu" olarak davet etmesiyle başladı. Yeni Delhi, Tahran’a dostluk mesajları yağdırırken, İran da bu jeste en değerli varlığı olan 130 kişilik seçkin mürettebatı ve IRIS Dena ile karşılık verdi. Ancak tatbikat alanı, bir insan avı sahasına dönüşmek üzere hazırlanıyordu.
ABD ve İsrail’in bölgede İran’a yönelik operasyonları kızıştırdığı anda Hindistan, maskesini düşürdü. Tatbikat devam ederken, İran gemisinin tüm lojistik bilgileri, rota planları ve koordinatları, Amerikan Donanması’na sızdırıldı. Hintli yetkililerin, "stratejik ortaklık gereği" yaptıklarını söyledikleri bu ihanet, geminin ölüm fermanı oldu.
Skandalı ortaya çıkaran itiraf, Raisina Diyaloğu’nda Hint Kara Kuvvetleri Komutanı General Upendra Dwivedi’nin ağzından döküldü. Hiçbir pişmanlık emaresi göstermeyen general, soğukkanlılıkla şu ifadeleri kullandı:
"Hint sularında onlara kalkan olduk ama uluslararası sulara geçtiklerinde kurallar değişti. İsrail ile imzaladığımız yeni stratejik anlaşma gereği, İran gemisinin anlık konum bilgilerini müttefiklerimize iletmek bizim görevimizdi. Yaşananlar talihsizliktir."
Bu açıklama, davetin başından beri bir istihbarat toplama operasyonu olduğunun resmî itirafı niteliğindeydi.
Uluslararası hukuk, savaşın bile bir ahlakı olduğunu söyler. Ancak Pentagon’un savaş makineleri için bu tür "detaylar" anlamsızdı. İran gemisi, saldırıya uğradığı anda barışçıl geçiş sembolü olan beyaz bayrak taşıyordu. Cenevre Sözleşmeleri'nin açık ihlaliyle, ABD nükleer denizaltısı Sri Lanka açıklarında pusuya yattı.
Teslim olduğu her halinden belli olan bir savaş gemisine ateş açmak, savaş hukukunda açık bir savaş suçu olarak tanımlanıyor. Ancak beyaz bayrak, okyanusun derinliklerinden gelen torpidoları durduramadı.
Zamanlama, bu saldırıyı bir "katliam" seviyesine yükseltti. Ramazan ayının manevi atmosferinde, güvertedeki nöbetçiler dışında tüm mürettebat, iftar sofrasında oruçlarını açmak için toplanmıştı. Tam da okunan ezanın ardından ellerini duaya açtıkları o saniyelerde, Amerikan denizaltısından fırlatılan ağır torpidolar geminin karnını deşti.
Patlamanın şiddetiyle gemi ortadan ikiye katlanırken, iftar sofrası bir anda cehenneme dönüştü. Kimi denizciler lokmasını yutmadan şehadete kavuştu.
ÖLÜ SAYISI ARTIYOR: DERİNLİKLERDE 43 KAYIP
İlk belirtilen rakamların çok üzerinde bir bilanço var. 130 kişilik mürettebattan şu ana kadar 87'sinin cansız bedenine ulaşılabildi. Okyanusun karanlık sularında kaybolan 43 denizci için hâlâ umut var mı, yoksa akıntıya kapılıp gittiler mi, bilinmiyor.
Ramazan’ın mukaddes vaktinde, beyaz bayrak altında ve "dost" eliyle yapılan bu ihanet, İslam dünyasında büyük infial yarattı. İran, Hindistan’a acil yaptırım çağrısında bulunurken, Birleşmiş Milletler’e de savaş suçu duyurusu yapmaya hazırlanıyor. Hint Okyanusu'nun suları duruldu ama bu kanlı ihanetin hesabı, uluslararası mahkemelerde sorulmayı bekliyor.