İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, kızı, torunu, gelini ve damadıyla birlikte Tahran'daki konutunda düzenlenen vahşi saldırıda katledildi. ABD ve İsrail savaş uçakları tarafından gerçekleştirilen ortak operasyonda, bir devlet başkanının ailesiyle birlikte 30 bombayla hedef alınması, uluslararası hukuku ve tüm insani değerleri ayaklar altına aldı.
Washington ve Tel-Aviv yönetimleri, bir yandan sözde müzakere süreçleri yürütüp diplomatik temaslarını sürdürürken, diğer yandan İran'ın kalbinde dehşet saçtı. İranlı yetkililer, Hamaney'in günlük yaşamını sürdürdüğü konutunda ailesiyle birlikte hedef alınmasının savaş suçu olduğunu vurgularken, uluslararası toplumu tepki vermeye çağırdı.
İşte iki katil devletin kanlı sicilinden yeni bir sayfa açan bu alçak saldırının perde arkası ve yıllardır bölgede işlenen insanlık suçları...
ABD ve İsrail'in diplomatik ilişkilerin tüm hızıyla devam ettiği bir anda Tahran'ın göbeğinde düzenlediği bu operasyon, iki devletin "terör devleti" olduğunu bir kez daha tescilledi. İki haydut gücün, uluslararası hukuku ve insani değerleri hiçe sayarak gerçekleştirdiği operasyonlar, bölgede derin yaralar açmaya devam ediyor. Irak'tan Suriye'ye, Filistin'den Lübnan'a uzanan müdahaleler zinciri, bu olayla birlikte yeniden hatırlandı.
Katil İsrail'in kanlı saldırılarında sivil, kadın, çocuk demeden bombaladığı hedefler arasında bir ilkokul da vardı. Cumartesi günü İran'ın güneyindeki Minab kentinde bir kız ilkokulunu hedef alan İsrail savaş uçakları, 85 masum kız çocuğunun katline imza attı. Minab kaymakamı, okulun doğrudan hedef alındığını doğrularken, İran Kızılayı sadece cumartesi günü düzenlenen saldırılarda 200'den fazla insanın öldüğünü, 747 kişinin yaralandığını açıkladı.
İşgalci güç ve onun suç ortağı ABD her zamanki gibi sivil, kadın ve çocuk ayrımı yapmadıklarını İran'a yönelik hafta sonu başlayan saldırılarda bir kez daha gösterdi.
9 Eylül 2025'te Hamas liderleri, İsrail ile ateşkes müzakerelerini görüşmek üzere Katar'ın başkenti Doha'da bir araya geldi. Toplantı devam ederken patlayan bombalar, İsrail'in üçüncü bir ülkede dahi operasyon düzenlemekten çekinmediğini gösterdi. ABD'nin desteği ve koruması altında gerçekleştiği öne sürülen bu saldırı, İsrail'in müzakere bahanesiyle dahi suikast düzenleyebileceğinin göstergesi olarak yorumlandı. İsrailli bir kaynak Associated Press'e yaptığı açıklamada hedefin Hamas liderliği olduğunu belirterek, bu operasyonun ABD'nin koruması altında gerçekleştiğini itiraf etti. Bu saldırı, İsrail'in Katar'da düzenlediği ilk operasyon olarak tarihe geçti.
31 Temmuz 2024'te Hamas'ın siyasi lideri İsmail Haniye, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın göreve başlama törenine katıldıktan sonra Tahran'ın kalbinde kaldığı misafirhanede İsrail tarafından hedef alınarak şehit edildi. Bir liderin misafir olduğu başkentte, koruma altındayken öldürülmesi, işgalci İsrail'in hiçbir ahlaki ve hukuki değer tanımadığını gözler önüne serdi. Haniye suikastı, işgalci gücün hiçbir ahlaki ve hukuki değere sahip olmadığını bir kez daha gösterdi.
Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta 2 Ocak 2024'te düzenlenen suikastta, Hamas'ın siyasi kanadının en üst düzey isimlerinden Salih Aruri hayatını kaybetti. Başkentin güneyindeki Dahiye bölgesinde gerçekleştirilen insansız hava aracı saldırısında toplam altı kişi öldü. Lübnan Ulusal Haber Ajansı, Hamas bürosunun hedef alındığını duyurdu. Güvenlik kaynakları saldırının bir toplantıyı hedef aldığını aktarırken, Hamas'a bağlı El Aksa televizyonu Aruri ile birlikte örgütün silahlı kanadından iki yöneticinin daha yaşamını yitirdiğini bildirdi. Bu saldırı, Lübnan'ın egemenliğine açık bir ihlal olarak değerlendirildi.
27 Ekim 2023'te El Cezire muhabiri Wael Al-Dahdouh'un ailesi Gazze'de İsrail tarafından düzenlenen saldırıda hayatını kaybetti. Gazze'nin kuzeyinden tahliye edilen aile, Nuseyrat Mülteci Kampı'nda sığındıkları evde Amerikan yapımı bombalarla hedef alındı. 15 yaşındaki Mahmud, 7 yaşındaki Sham ve 18 aylık Adam'ın da aralarında bulunduğu aile fertlerinin katledilmesi, ABD ve İsrail'in terör yüzünü bir kez daha gösterdi. Ailenin bazı üyeleri enkaz altında can verdi. Filistinli gazetecinin ailesinin katledilmesi, ABD ve İsrail'in çirkin yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi.
2013 yılında Suriye'nin Doğu Guta bölgesinde Esed rejimi tarafından düzenlenen kimyasal saldırıda 1400'den fazla sivil hayatını kaybetti. Dönemin ABD Başkanı Barack Obama, rejimin kimyasal silah kullanımını "kırmızı çizgi" olarak tanımlamış olmasına rağmen, saldırının ardından doğrudan askeri müdahalede bulunulmadı. Bu sessizlik, ABD yönetiminin İsrail'in çıkarları için Suriye'de sivil halkın katledilmesine göz yumduğu değerlendirmesine neden oldu. ABD'nin Suriye'de Esed rejiminin katliamlarına göz yumduğu süreçte yüz binlerce Suriyeli hayatını kaybederken milyonlarcası mülteci konumuna düştü. Saldırı, uluslararası hukuka aykırı kimyasal silah kullanımı iddialarıyla dünya gündemine oturdu.
2004 yılında ABD ordusu, Irak'ın direniş merkezi Felluce'de geniş çaplı saldırılar düzenledi. Nisan ayındaki ilk girişimin ardından Kasım ayında düzenlenen ikinci kanlı operasyonda kent tamamen ABD kontrolüne geçti. Operasyonlar sırasında şehrin büyük bölümü yıkıldı. Yoğun hava bombardımanında beyaz fosfor ve seyreltilmiş uranyum içeren mühimmat kullanıldığına dair iddialar gündeme geldi. Çatışmalar sonucunda üç bin sivil öldürülürken, kullanılan mühimmatlar nedeniyle evcil hayvanlar hatta kuşlar bile telef oldu. ABD, Felluce'de amacına ulaşmak için kentte neredeyse canlı bırakmadı. Felluce, ABD'nin "demokrasi götürme" operasyonlarının kanlı bir simgesi haline geldi.
2004 yılında uzun süre kuşatma altında kalan Filistin lideri Yaser Arafat, rahatsızlanmasının ardından Fransa'daki askeri hastaneye kaldırıldı ve kısa süre sonra hayatını kaybetti. Resmî açıklamalarda ölüm nedeni felç ve kan bozukluğu olarak duyurulsa da, Filistin kamuoyunda suikast şüpheleri güçlü şekilde dillendirildi. 2001 sonlarına doğru İsrail tarafından kuşatılan Arafat, Ramallah'taki Mukata'a merkezinde 3 yıla yakın bir süre esir tutuldu. Ölümünden kısa bir süre önceye kadar etrafı kuşatılmış halde tutulan Arafat'ın bölgeden çıkışına ancak komaya girdikten sonra izin verilmiş ve Fransa'da nakledildiği hastanede hayatını kaybetmişti. Dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un geçmişte Arafat'a yönelik sert açıklamaları ve "Taahhüdümden kendimi azat ettim" sözleri, Arafat'ın İsrail tarafından zehirlenerek öldürüldüğü şüphelerini daha da artırdı.
22 Mart 2004'te Hamas'ın kurucularından ve ruhani liderlerinden Şeyh Ahmed Yasin, Gazze'de sabah namazı çıkışında İsrail askeri helikopterinden ateşlenen ABD yapımı füzeyle öldürüldü. Tekerlekli sandalye kullanan 67 yaşındaki Yasin'in yanı sıra kendisiyle birlikte camiden çıkan dokuz sivil de saldırıda yaşamını yitirdi. Şeyh Yasin, cami çıkışı beraberindekilerle ABD füzesiyle öldürüldü. Bir ibadethaneden çıkan masum insanların füzeyle hedef alınması, İsrail'in dini değerlere ve insan hayatına verdiği değeri gözler önüne serdi.
ABD ve İsrail'in yıllardır süregelen bu kanlı sicili, bölgede on binlerce masum insanın hayatına mal oldu. Bir devlet başkanının ailesiyle birlikte oturduğu evde 30 bombayla katledilmesi, insanlık suçlarının geldiği son noktayı gösteriyor. Uluslararası hukuk, Cenevre Sözleşmeleri ve tüm insani değerler ayaklar altında ezilirken, dünya bu katliamlara sessiz kalmaya devam ediyor.
İki haydut devletin kirli ittifakı, bölgeyi kan gölüne çevirirken, masum insanlar evlerinde, okullarında, camilerinde katlediliyor. Söz konusu eylemler, insanlık tarihine geçen kanlı müdahaleler arasında yer aldı. Tarih, bu alçak saldırıları ve onlara sessiz kalanları asla affetmeyecek…