ARTİ5TV.COM / ÖZEL HABER - Öğretmenler, kurum yöneticileri ve veliler aynı cümlede buluşuyor: Yetersiz bir artış, özel eğitimi çökertir.
Aylar geçmesine rağmen 2026 yılına ilişkin ücret artışının hâlâ açıklanmamış olması, binlerce özel gereksinimli çocuğun eğitim hakkını doğrudan tehdit eder hâle geldi. Sahadan gelen mesaj net: Bu sadece bir ekonomik kriz değil, sessiz bir sosyal felaketin ayak sesleri.
Yaşanan belirsizlik ve artan kaygılar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) binlerce başvuruyla taşındı. Öğretmenlerden velilere, kurum yöneticilerinden uzmanlara kadar herkes aynı noktaya dikkat çekiyor:
Mevcut ekonomik koşullarda yapılacak yetersiz bir ücret artışı, zincirleme bir çöküşe yol açacak.
Başvurularda öne çıkan ortak ifadeler dikkat çekiyor:
Personel maaşları ödenemiyor, SGK ve vergi yükü ağırlaşıyor, kira ve enerji giderleri kontrolsüz biçimde artıyor, ücretsiz servis hizmetleri artık sürdürülemez noktaya gelmiş durumda.
Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev yapan öğretmenler, yıllar önce devlet okullarındaki meslektaşlarıyla eşit maaş alırken bugün çok daha düşük ücretlerle çalışmak zorunda bırakıldıklarını dile getiriyor.
Devlet öğretmenleriyle aynı diplomaya, aynı sorumluluğa ve çoğu zaman daha ağır psikolojik yüke sahip olan özel eğitim öğretmenleri; sınırlı özlük hakları ve eriyen maaşlar nedeniyle mesleği terk etme noktasına sürükleniyor.
Uzmanlara göre bu tablo, özel eğitim alanında tehlikeli bir öğretmen sirkülasyonu yaratıyor. Deneyimli eğitimcilerin alandan çekilmesi ise en çok özel gereksinimli çocukları vuruyor.
Sektör temsilcileri durumu açıkça ifade ediyor:
Bugünkü ücretlerle ayakta kalmak artık matematiksel olarak mümkün değil.
Kira bedelleri, personel giderleri, SGK primleri, vergi yükü, enerji maliyetleri, ücretsiz servis ve taşıma zorunluluğu ile eğitim materyali harcamaları, mevcut ödeme sisteminin çoktan dışına taşmış durumda.
2026 yılı için yapılacak zayıf bir artışın, Türkiye genelinde çok sayıda merkezin kapısına kilit vurması anlamına geleceği belirtiliyor.
Özel gereksinimli bireylerin aileleri ise endişeli ve öfkeli. Veliler, bu merkezlerin yalnızca birer eğitim kurumu olmadığını; aynı zamanda terapi, danışmanlık, sosyal uyum çalışmaları ve ücretsiz servis hizmetleriyle ailelerin hayatını ayakta tutan yapılar olduğunu vurguluyor.
Merkezlerin kapanması ya da hizmet kalitesinin düşmesi hâlinde, çocukların eğitim süreçlerinin yarıda kalacağı, gelişimlerinin geri dönülmez biçimde zarar göreceği ifade ediliyor.
Bir veli CİMER başvurusunda durumu şu sözlerle özetliyor:
“Bu kurumlar kapanırsa, çocuklarımız evde kaderine terk edilir.”
Uzmanlar, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin ticari işletme değil; kamu hizmeti sunduğunun altını çiziyor. Bu nedenle ücret iyileştirmelerinin yalnızca bütçe dengeleriyle değil, anayasal eğitim hakkı ve sosyal devlet sorumluluğuyla ele alınması gerektiği vurgulanıyor.
Aksi hâlde yaşanacak bir çöküşün, sadece bugünü değil; gelecek yılları da etkileyecek derin bir sosyal krize dönüşeceği uyarısı yapılıyor.
Yaşanan krize tepki gösteren bazı veliler ve eğitimciler, sosyal medyada ayetli paylaşımlarla seslerini duyurmaya çalıştı.
Paylaşımlarda en çok şu ifade öne çıktı:
“Kim bir canı yaşatırsa, bütün insanlığı yaşatmış gibidir.”
Bu paylaşımlar, meselenin yalnızca ekonomik değil; vicdani ve ahlaki bir boyut taşıdığını da gözler önüne serdi.
Öğretmenler, kurum yöneticileri ve veliler yetkililere ortak bir çağrıda bulunuyor. 2026 yılı için belirlenecek ücret iyileştirmesinin, öğretmen maaşlarını gerçek anlamda artıracak, kurumların ayakta kalmasını sağlayacak ve özel gereksinimli bireylerin eğitim hakkını güvence altına alacak şekilde adil, güçlü ve gerçekçi bir düzeyde belirlenmesi gerektiği vurgulanıyor. Aksi takdirde, bugün görmezden gelinen bu krizin yarın telafisi mümkün olmayan, derin bir toplumsal yaraya dönüşeceği uyarısı yapılıyor.
Haber: Alya Kılıçarslan / arti5tv.com