Tarih: 20.02.2026 20:43

Taşın Hafızasından Büyülü Gerçekçiliğe: Bawer Doğanay’ın Çarpıcı Evreni

Facebook Twitter Linked-in

 Onun resimleri bir manzara değil; geçmişle bugünün, mitolojiyle gündeliğin, romantizmle nihilizmin tam ortasında kurulan büyülü bir eşik.

Renkle konuşan, maviyi tene kadar indiren ve sembollerle hafızayı diri tutan Doğanay, üretimini sadece estetik bir arayış değil, aynı zamanda bilinçli bir duruş olarak tanımlıyor.

Mardin: Bir Şehirden Fazlası, Bir Hafıza Alanı

Doğanay için Mardin yalnızca doğduğu yer değil; taşın, ışığın ve acının iç içe geçtiği yaşayan bir arşiv.
Akşamüstü mavisine bürünen taş duvarlar, eski evlerin kumaşları, motifler, gölgeler… Hepsi resimlerinde yeniden hayat buluyor.

Sanatçı, Mezopotamya'yı bir "mekân"dan çok bir "hafıza katmanı" olarak görüyor. Ona göre coğrafya sadece fon değil; geçmişin, savaşın, sessizliğin ve direncin aynı anda nefes aldığı bir zemin.

Gündeliğin İçindeki Tuhaflık

Doğanay'ın figürleri ilk bakışta tanıdık: ev içleri, kuşlar, bitkiler, taş duvarlar…
Ama dikkatli bakıldığında gerçeklik hafifçe kayıyor.

İşte o noktada büyülü gerçekçilik devreye giriyor.

Sanatçı, sahneleri bilinçli bir kurguya hapsetmek yerine sezgiyle başlıyor. Resim ilerledikçe bilinç devreye giriyor. Gerçek ile düş arasında, izleyiciyi tanıdık ama huzursuz edici bir eşikte tutan atmosfer tam da burada kuruluyor.

Mavi: Bir Renkten Fazlası

Onun resimlerinde mavi yalnızca bir ton değil; psikolojik bir alan.
Figürlerin tenine kadar sızan mavi, karakterleri gerçeklikten hafifçe koparıp başka bir zamana taşıyor.

Doğanay için mavi; mesafe, serinlik ve derinlik demek.
Mardin'in akşamüstü ışığında taşın soğuyan yüzeyi, gölgelerin karanlık değil serin bir alan oluşu… Tüm bunlar figürlerde zamansız bir etki yaratıyor.

İzleyici, tanıdık bir bedene bakarken aynı anda başka bir ihtimalle karşılaşıyor.

Renk Politik Bir Tavır mı?

Sanatçı bu soruya net: Evet.

Gri, baskılayıcı ve sert bir atmosferin hâkim olduğu bir coğrafyada; parlak, cesur ve doygun renkler bilinçli bir karşı duruş.
Renk, onun için yalnızca estetik bir araç değil; duyguyu, hafızayı ve politik tavrı aynı anda taşıyan bir dil.

Fovizmle kurduğu akrabalık da buradan geliyor: Rengin özgürleşmesi, biçimin hafiflemesi ve kuralların gevşemesi.

Mitoloji Hâlâ Bizimle

Şahmeran, tavus kuşu, kırlangıç, altı köşeli yıldız…
Bu semboller Doğanay'ın işlerinde sıkça karşımıza çıkıyor.

Sanatçı, bu imgeleri bilinçli bir sembol programı olarak seçmediğini söylüyor. Onlar çocukluk hafızasından, evlerden, hikâyelerden ve karşılaşmalardan süzülerek resimlere yerleşmiş.

Ancak sonuç çarpıcı:
Mitolojik semboller, bugünün insanının yalnızlığını ve kırılganlığını anlatmak için hâlâ güçlü.

Nihilist ve Romantik Aynı Anda

Doğanay'ın figürleri hem dünyanın ağırlığını taşıyor hem de hâlâ bakmaya, sevmeye ve tutunmaya devam ediyor.

Bir yanıyla umutsuz, diğer yanıyla dirençli.

Sanatçı bu ikiliği bugünün ruh hâli olarak tanımlıyor.
Belirsizlik çağında romantik kalabilmek, belki de en radikal tavır.

7. Mardin Bienali'nde Mekâna Müdahale

Mayıs ayında gerçekleşecek 7. Mardin Bienali'nde yer alacak olan Doğanay, Kızıltepe Ateş Beyler Hamamı'nda mekâna özgü bir çalışma hazırlıyor.

Onun için bu bienal yalnızca bir sergi değil; yaşadığı coğrafyayla yeniden ve daha derin bir temas kurma fırsatı.

Mekânın belleği, dokusu ve geçmişi, üretimin ayrılmaz parçası olacak.

Dünyanın İçinden Sızan Başka Bir İhtimal

Bawer Doğanay'ın resimleri bağırmıyor; ama izleyiciyi içine çekiyor.
Tanıdık bir sahnenin içinde, hafifçe kaymış bir gerçeklik…

Belki de sanatçının en büyük başarısı burada:
Gündelik olanın içindeki tuhaflığı görünür kılmak.

Ve bize şunu fısıldamak:
Gerçek sandığımız şey, belki de yalnızca bir ihtimal.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —