DEM Parti'nin 27 Şubat çağrısının yıl dönümünde yaptığı açıklamada, Abdullah Öcalan'ın yeni mesajı kamuoyuna duyuruldu.
Mesajda en dikkat çeken vurgu ise şu sözler oldu:
"Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "iç cephe" çağrısı ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin sürece destek veren açıklamalarıyla başlayan yeni dönem, örgütün fesih kararı ve silah bırakma adımlarıyla somutlaştı.
Artık süreç sadece güvenlik başlığıyla değil; hukuk, siyaset ve anayasal düzenlemelerle şekillenecek ikinci aşamaya geçmiş durumda. TBMM'de kurulması planlanan komisyon çalışmaları kapsamında "teyit ve tespit" mekanizmaları ile yeni yasa tekliflerinin detaylarının netleşmesi bekleniyor.
İmralı'dan gönderilen mesajda, silahlı mücadelenin anlamsızlaştığı ve tercihin açık biçimde demokratik siyasetten yana yapıldığı vurgulandı. Şiddet eksenli dönemin kapandığı belirtilirken, yeni sürecin "pozitif inşa" olarak tanımlandığı ifade edildi.
Mesajda, demokratik toplumun ancak güçlü bir hukuk sistemiyle ayakta kalabileceği belirtilerek "barış yasaları" ihtiyacına dikkat çekildi. Bu ifade, önümüzdeki dönemde Meclis gündeminin yoğun olacağının işareti olarak yorumlandı.
Mesajda yalnızca çağrı değil, siyasi aktörlere yönelik dikkat çeken ifadeler de yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli'nin yanı sıra CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in de sürece katkılarının önemli olduğu belirtildi.
Bu vurgu, sürecin geniş tabanlı bir siyasi mutabakatla ilerlemesi gerektiği mesajı olarak değerlendirildi.
Açıklamada, vatandaşlık ilişkisinin etnik aidiyet üzerinden değil, devletle kurulan anayasal bağ üzerinden tanımlanması gerektiği ifade edildi. Din, dil ve kimliğin dayatma konusu yapılamayacağı vurgulanırken; özgür yurttaşlık, demokratik uzlaşı ve çoğulculuk kavramları öne çıkarıldı.
"Demokratik entegrasyon" kavramı, Cumhuriyet'in kuruluş süreci kadar önemli bir eşik olarak tanımlandı.
Mesajda sürecin yalnızca Türkiye ile sınırlı olmadığı, Ortadoğu'daki kronik çatışma ve birlikte yaşama krizlerine de çözüm üretme iddiası taşıdığı belirtildi. Bu vurgu, çağrının bölgesel barış perspektifiyle ele alındığını gösterdi.
Metinde kadınlara özel bir bölüm ayrıldı. Kadına yönelik şiddet, ataerkil yapı ve toplumsal baskıların demokratikleşme ile doğrudan bağlantılı olduğu belirtilerek, kadınların demokratik entegrasyonun "en özgürlükçü ve itici gücü" olduğu ifade edildi.
Silahların bırakılmasıyla sembolik bir eşik aşılmış olsa da asıl belirleyici olan, bundan sonraki hukuki ve anayasal adımlar olacak. "Barış yasaları" ve demokratik hukuk vurgusu, önümüzdeki dönemde siyaset arenasında sert tartışmaların yaşanabileceğine işaret ediyor.
Türkiye, güvenlik merkezli bir dönemden hukuk ve siyaset merkezli yeni bir döneme geçişin arifesinde.
Bu süreç, yalnızca terörün sona ermesi değil; aynı zamanda toplumsal uzlaşı, demokratikleşme ve yeni bir siyasal mimarinin inşası açısından da tarihi bir sınav niteliği taşıyor.