Sabancı Müzesi Direktörü Ahu Antmen, sanat tarihi, müzeler ve görünürlük üzerine çarpıcı açıklamalarda bulundu.
"Sanat tarihi sabit bir alan değil, sürekli yeniden kurulan bir düşünme sahası" diyen Antmen, Linda Nochlin'in 1971 tarihli makalesi Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok? ve onu takip eden çalışmaların hâlâ yol gösterici olduğunu vurguluyor. Antmen, "Sanat tarihi sadece geçmişi anlatmakla kalmıyor, bugünün soruları üzerinden sürekli kendini yeniliyor" diyor.
Antmen'e göre müzeler, sanat tarihini sadece temsil eden değil, aynı zamanda inşa eden kurumlar. Koleksiyon politikaları, sergi kurguları ve araştırmalarla hangi sanatçıların görünür olacağına karar veren müzeler, aynı zamanda tarihsel anlatıyı da şekillendiriyor.
Rijksmuseum'daki Judith Leyster örneğini veren Antmen, "Bir eserin yıllarca Rembrandt sanılması ve ardından gerçeğin ortaya çıkması, müzelerin tarih yazımındaki gücünü gösteriyor" diyor.

Türkiye sanat tarihinde hâlâ eksik bırakılmış alanlar bulunuyor. Antmen, "19. yüzyılın tuval resim ve heykel sanatında arşiv eksiklikleri var, kadın sanatçılar ve gayri-Müslim cemaatlerin katkıları yeterince görünmüyor" diyor. Müzelerin bu boşlukları doldurabilecek araştırmalara ve eleştirel bakış açılarına ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.
Sanat tarihçileri ve küratörler arasındaki iş birliği, sergi anlatılarının niteliğini belirliyor. Antmen, "Her küratör akademik derinliğe sahip olmayabilir, her akademisyen ise mekan ve izleyici odaklı düşünmeyebilir. Bu yüzden ikisinin buluşması çok önemli" diyor.
Sabancı Müzesi örneğinde, koleksiyon ve araştırma odaklı sergilerin, yalnızca estetik deneyim sunmakla kalmayıp tarihsel bilgi üretimine de hizmet ettiğini anlatıyor.

Antmen, Türkiye sanat tarihinin küresel sanat tartışmalarıyla entegrasyonuna da değiniyor: "Kendi modernleşme hikâyemizi Batı-dışı modernliklerle karşılaştırmak, eksiklikleri ve ortak noktaları görmek açısından çok değerli. Küresel karşılaştırmalar, tarih yazımında daha kapsayıcı ve sahici anlatılar oluşturuyor."
"Görünen her şey iyi değildir, iyi olan her şey de görünür olmayabilir" diyen Antmen, müzelerin ve sanat tarihinin, görünürlük politikalarıyla nasıl ideolojiler inşa ettiğine dikkat çekiyor. #MeToo ve Black Lives Matter hareketleri sonrası müzelerin koleksiyonlarını ve sergileme stratejilerini yeniden gözden geçirdiğini vurguluyor.

Antmen, genç sanat tarihçilerine şu soruları sormalarını öneriyor:
"Sanat tarihi artık sadece geçmişi aktarmak değil, eleştirel düşünceyle sürekli yeniden inşa edilen bir alan. Bu bilinçle hareket etmek gerekiyor" diyor Antmen.