"Pinokyo.exe: Çarpık Zamanlar İçin Bir Kukla", Süreyya Opera Sahnesi'nde seyirciyi bir masaldan çok, çağımızın karanlık bir rüyasına davet ediyor.
Bu Pinokyo ne masum ne de ahşap…
Bu Pinokyo kodlanmış, sentetik ve fazlasıyla tanıdık.
Sahne açıldığında karşımıza çıkan dünya, Carlo Collodi'nin masum evreninden oldukça uzak. Yalnız, yaşlı ve hayatla bağı giderek kopmuş bir Gepetto, günlerini eski bir televizyonun karşısında geçirirken gizemli bir "sentetik çocuk" ile karşılaşır. Bu karşılaşma yalnızca bir hikâyenin değil, bir distopyanın kapısını aralar.
Zaman zaman Gepetto'nun rüyasında, zaman zaman ise bastırılmış korkularının tam ortasında buluruz kendimizi. Yapay zekâ, yalnızlık, kontrol ve insan olmanın sınırları… MDTist sahnesinde dans, bir anlatım değil adeta bir itiraf haline gelir.
Koreograf Erika Silgoner, Pinokyo'yu teknolojik bir evrende yeniden inşa ederken, masalı bugünün insanına sert bir aynayla tutuyor. Devreler, algoritmalar ve silinip yeniden yazılan anılar arasında Pinokyo, sadece bir kukla değil; insanın kendisine dönüşüyor.
Bu dünyada hareketler şiirsel olduğu kadar huzursuz edici. Seyirci, sahnede izlediği şeyin bir dans mı yoksa geleceğe dair bir uyarı mı olduğundan emin olamıyor.
MDTist Proje Direktörü Emre Karaca, eserin çıkış noktasını şöyle özetliyor:
Geçtiğimiz sezonun yoğunluğunun ardından yeni bir projeye değil, güçlü bir fikre odaklanmak istedik. Daha önce birlikte çalıştıkları koreograf Erika Silgoner'in Carlo Collodi'nin orijinal Pinokyo metinlerinden biriyle karşılaşması her şeyi değiştirdi.
Üstelik 2026'nın, Pinokyo'nun yaratıcısı Collodi'nin 200. doğum yılı olması ve İtalyan Kültür Merkezi ile kurulan güçlü bağlar, bu hikâyeyi neredeyse kaçınılmaz hale getirdi.
Eserin müzik tasarımı Murat Gökçe Özücoşkun, dekor ve kostüm tasarımı Gülden Sayıl, ışık tasarımı ise Yasin Gültepe imzası taşıyor. Sahne, karanlık olduğu kadar büyüleyici; teknolojik olduğu kadar insanî.
Prömiyerde;
ve güçlü MDTist kadrosu sahnede izleyiciyi adeta içine çekiyor.
Ancak sahnedeki bu güçlü tablo, perde arkasında ciddi bir krizi de gözler önüne seriyor. Türkiye'de konservatuvarların bale ve modern dans bölümlerinde, özellikle erkek öğrenci sayısı dramatik biçimde düşmüş durumda.
Mimar Sinan ve İstanbul Teknik Üniversitesi'nde modern dansta yalnızca iki, balede ise dört erkek öğrenci bulunuyor. Bu tablo, sanatın geleceği açısından ciddi bir tehdit.
Sorunun temelinde ise açık bir gerçek yatıyor: iş güvencesi yokluğu.
Mezuniyet sonrası kadrolu çalışma imkânlarının belirsizliği, gençleri bu alanlardan uzaklaştırıyor. Emre Karaca'nın da yıllarca sözleşmeli dansçı olarak çalışmış olması, sistemin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.
Ekonomik zorluklar yalnızca sanatçıları değil; çocukların sanata erişimini, ailelerin kültürel yatırımlarını da sekteye uğratıyor. Bale, piyano, dans artık bir "lüks" olarak görülüyor.
"Pinokyo.exe: Çarpık Zamanlar İçin Bir Kukla" yalnızca bir dans eseri değil; sanata, insana ve geleceğe dair sert bir uyarı.
Bugün ve 6 Şubat'ta Süreyya Opera Sahnesi'nde izlenebilecek bu yapım, seyircisini alkıştan önce düşünmeye zorluyor.
Ve belki de en acı soru şu:
Kukla kim, ipleri kim tutuyor?