Türk müziğinin efsane ismi Barış Manço, vefatının 27. yılında; şarkıları, düşünceleri ve ardında bıraktığı benzersiz kültürel mirasla bir kez daha anılıyor. Yaklaşık 40 yıllık sanat hayatına sığdırdığı 200 beste, Anadolu rock'ın yönünü değiştiren cesur tavrı ve "7'den 77'ye" uzanan gönül bağıyla Manço, modern çağın ozanı olarak yaşamaya devam ediyor.

2 Ocak 1943'te Üsküdar'da dünyaya gelen Mehmet Barış Manço'nun ismi bile bir hikâyeydi. Ailesi, savaşın gölgesinde doğan çocuklarına "Barış" adını vererek adeta bir temenni bıraktı dünyaya. Henüz 3 yaşındayken anne ve babasının ayrılığıyla erken büyüyen Manço, çocukluğunu babasının yanında geçirdi. Hayat, ona çok erken yaşta hem hüznü hem direnci öğretti.
Müziğe olan tutkusu Galatasaray Lisesi yıllarında filizlendi. 1958'de kurduğu "Barış Manço ve Kafadarlar", onun sahneyle ilk randevusuydu. İlk bestesi "Dream Girl" ve ilk konseri, gelecekte milyonların ezbere söyleyeceği şarkıların habercisiydi.
Genç yaşta Belçika'ya giden Manço, burada yalnızca müzikle değil; resim, grafik ve iç mimariyle de ilgilendi. Gece bekçiliği yaptı, garsonluk yaptı ama üretmekten hiç vazgeçmedi. Fransızca, İngilizce şarkılar söyledi; Paris Olympia sahnesine çıktı. Barış Manço, daha o yıllarda yerel olanı evrensel dile çevirmeyi başaran nadir isimlerden biri oldu.
Dönemin popüler aranjman modasına karşı duran Manço, yüzünü Anadolu'ya döndü. Türküleri rock ile buluşturdu, halk müziğini evrensel bir forma taşıdı.
Ve 1970'te gelen o şarkı…
"Dağlar Dağlar"
Bu eser, yalnızca kariyerinin değil, Türk müzik tarihinin de kırılma noktalarından biri oldu. 700 bin satan plak, Barış Manço'yu halkın kalbine mühürledi.
Manço'nun müzikal yolculuğunun bel kemiği olan Kurtalan Ekspres, sadece bir grup değil; bir ruh hâliydi. Anadolu yollarında geçen turneler, saldırılar, yasaklar, gözaltılar… O, her şeye rağmen şarkı söylemeye devam etti. Uzun saçları, yüzükleri, bilezikleri ve sahnedeki teatral duruşuyla bir ikon hâline geldi.

1975'te yayımladığı "2023" albümüyle Cumhuriyet'in 100. yılına selam çakan Manço, müziğiyle geleceğe not düşen bir sanatçıydı.
"Yeni Bir Gün", "Gül Pembe", "Ali Yazar Veli Bozar", "Dönence"…
Her biri bir kuşağın hafızasına kazındı. Bazıları yasaklandı, bazıları geç çalındı ama hiçbiri unutulmadı.
1988'de başlayan "7'den 77'ye", Türk televizyonculuğunda bir ilkti.
"Adam Olacak Çocuk" ile çocuklara,
"İkinci Kahvaltı" ile büyüklere,
"Dere Tepe Türkiye" ve "Dönence" ile dünyaya seslendi.
5 kıta, 140 ülke, yüz binlerce kilometre…
Barış Manço, sadece şarkı söylemedi; dünyayı anlattı.
Japonya'da gördüğü ilgi, aldığı nişanlar, Türkmenistan vatandaşlığı, Avrupa'dan gelen onurlar… Barış Manço, Türkiye'yi dünyada temsil eden bir kültür elçisiydi. Müzik onun diliydi ama anlattığı şey insanlıktı.
Kendini en iyi şu sözlerle anlatıyordu:
"Ben düşüncelerimi bu dünyaya aktarmak için geldiğime inanıyorum."
Ve başardı. Şarkılarında aileyi, toplumu, sevgiyi, saygıyı anlattı. Halk şiiri geleneğini modern müzikle buluşturdu. Bu yüzden ona "Modern Çağ Ozanı" denildi.
31 Ocak'ı 1 Şubat 1999'a bağlayan gece aramızdan ayrıldı ama aslında hiç gitmedi.
Bugün hâlâ bir çocuk şarkı söylerken,
bir baba "Gül Pembe"yi mırıldanırken,
bir yolcu "Dağlar Dağlar"da durup düşünürken
Barış Manço yaşıyor.