İranlı iki güçlü isim Shaqayeq Arabi ve Fereydoun Ave, bu çarpıcı sergide aynı mekânda buluşarak izleyiciyi malzemenin hafızasıyla yüzleşmeye davet ediyor.

Shaqayeq Arabi'nin eserleri, sıradan malzemeleri olağanüstü bir anlatıya dönüştürüyor. Palmiye yaprakları, paslı demirler ve tel parçaları, sanatçının elinde sadece birer nesne olmaktan çıkıp; şehirlerin, doğanın ve insanın izlerini taşıyan güçlü bir dile dönüşüyor.
Bu yaklaşım, tüketim kültürüne sert bir eleştiri niteliği taşırken izleyiciye de şu soruyu soruyor: "Gerçekten neyi atıyoruz?"
Arabi'nin heykelleri ilk bakışta narin ve kırılgan görünüyor. Ancak bu yapıların içinde gizlenen şey, tam anlamıyla bir direnç hikâyesi. Eğilip bükülen ama kırılmayan malzemeler, insanın varoluş mücadelesine güçlü bir metafor sunuyor.
Zamanla değişen, dönüşen ve hatta bozulan bu eserler, sanatın sabit değil yaşayan bir şey olduğunu hatırlatıyor.
Sanatçının ilham aldığı Körfez coğrafyası; yok oluş ve yeniden var oluşun iç içe geçtiği bir manzara sunuyor. Bu etki, eserlerde açıkça hissediliyor:
Yıkıntılar, izler, geçici yapılar… Hepsi modern dünyanın belirsizliğini ve kırılgan dengesini gözler önüne seriyor.
Sergide Arabi'ye eşlik eden usta sanatçı Fereydoun Ave, farklı kuşakların aynı dilde buluşabileceğini kanıtlıyor. Bu birliktelik, bir karşılaşmadan öte; zamansız bir sanat diyaloğu olarak öne çıkıyor.
İki sanatçının işleri, aynı mekânda adeta birbirine cevap veriyor—bir düet gibi.

"Echos", sadece bir sergi değil; geçmişin izleri, bugünün gerçekliği ve geleceğin belirsizliği arasında kurulan güçlü bir bağ.
Arabi'nin sözleriyle bu eserler, nesnelerin kendisini değil; onların anılarını, izlerini ve yankılarını temsil ediyor.
İstanbul sanat sahnesinde dikkatleri üzerine çeken bu sergi, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, düşünmeye ve sorgulamaya zorluyor.